KPSS Lise & Önlisans
Türkçe Notları
SÖZCÜKTE ANLAM ÖZELLİKLERİ 1) GERÇEK
(TEMEL) ANLAM:
Bir sözcüğün ilk ve asıl
anlamına denir.Yani bir sözcüğün
söylendiği anda zihnimizde uyandırdığı ilk çağrışım
gerçek anlamdır.
2) YAN ANLAM:
Bir sözcüğün gerçek anlamı yanında kullanımına bağlı olarak yeni anlamdır.
3) MECAZ ANLAM:
Bir sözcüğün gerçek anlamı dışında yepyeni bir anlamda kullanılmasıdır.
* Adamın tarladaki bütün ekinleri yandı. ( gerçek)
* Partide çektiğimiz bütün resimler yanmış. ( yan)
* Bu sınavı kazanamazsan yandın (mecaz)
* Balkona astığım çamaşırlar kurumamış.(gerçek)
* Hazan mevsiminde kurumuş yapraklar
gibi.(yan)
* Senin aşkın da beni kuruttu be güzelim.
(mecaz)
* Caminin minaresi çok inceydi. (Gerçek)
* Duvarın sıvası için ince bir kum getirmişlerdi.
(yan)
* Bana hediye alman çok ince bir
davranıştı. (mecaz)
* Sarayın aydınlık bir
odasından karanlık bir odasına
geçmiştik. (gerçek anlam)
* Yaşadığımız bunca karanlık günlerden
sonra aydınlık
günler bizi bekliyor. (mecaz)
* Arkadaş, bu kız seninle oynuyor. (mecaz)
* Bu masanın ayağı oynuyor. (yan)
* Çocuk kumsalda oynuyor. (gerçek)
4) TERİMSEL ANLAM (TERİM):
Bilim sanat, spor, ya da çeşitli meslek dallarıyla ilgili özel kavramları
karşılayan sözcüklerdir.
* Nota müziğin
anahtarı gibidir.
* Rakip takım birazdan penaltı atışı
yapacak.
* Marmara fay hattı
tehlikeli sinyaller veriyor.
* Güreşçimiz, finalde rakibini tuşla yendi.
* Matematik öğretmenimiz tahtaya bir doğru çizmemizi
istedi.
* Şiirde aynı eklerin ya da sözcüklerin tekrarlanmasına
redif denir.
NOT 1: Bazen bir sözcük gerçekte terim değilken terim olarak
kullanılabileceği gibi, gerçekte terim olan bir sözcük de terimlikten
çıkabilir.
* Polis bir hücre daha ortaya
çıkardı. ( terimlikten çıkma)
* Sinop burnu Türkiye�nin en kuzey noktasıdır.
(terimleşme)
NOT 2: Bir sözcük birçok dalda terim olabilir.
* Bitkiyi toprağa bağlayan kökleridir.
* Dört, kök dışına iki
olarak çıkar.
* Hiçbir ek almamış sözcüğe kök denir.
5) YANSIMA SÖZCÜKLER:
Doğadaki seslerin insanlar tarafından taklit edilmesine denir.
* Bu köpek neden havlıyor?
* Bir patlama sesiyle
irkilmiştik.
* Bu aylarda kediler çokça miyavlar.
* Bu sözlerim üzerine sınıfta homurtular başladı.
* Köyde sabahleyin koyunların meleyişleriyle uyandık.
6) EŞ ANLAMLI ( ANLAMDAŞ) SÖZCÜKLER:
Yazılışları farklı ancak anlamları aynı olan sözcüklere denir.
* siyah ---- kara , * beyaz----- ak, * zengin----varlıklı,
* zengin--- varlıklı, * fakir----yoksul , * rüzgar---- yel,
* üzüntü-----keder, * öykü---hikaye, * eser--- yapıt,
* edebiyat--- yazın, * cümle---- tümce * kelime--- sözcük
7. ZIT (KARŞIT) ANLAMLI SÖZCÜKLER:
Anlam bakımından birbirinin tersi olan sözcüklerdir.
* Sana çirkin dediler
düşmanı oldum güzelin.
* Ağlarım harta
geldikçe gülüştüklerimiz.
* Kışın soğuğunu yaşadıkça yazın sıcağını arar oldum.
* Aşağı tükürsen
sakal, yukarı tükürsen
bıyık.
* Yaşlı insanları
görünce gençliğimin kıymetini
anlıyorum.
NOT: Zıt anlamlılık ile olumsuzluk birbiriyle karıştırılmamalıdır.
* Tanzimat romanında iyiler hep iyi kötülerse
hep kötüdür. ( zıt)
* Bugünlerde hiç iyi değilim. (
olumsuz)
8) SESTEŞ ( EŞSESLİ) SÖZCÜKLER:
Yazılışları ve okunuşları aynı ancak anlamları farklı olan sözcüklere
denir.
* Yılanı gören at birden şaha
kalktı.
* Mutfaktaki pislikleri çöpe at.
* Al bayrağıma sarılı cansız bedenimi al.
* Gül: �Gül.� dedi, bülbüle.
* Kalem böyle çalınmıştır yazıma
Yazım kışıma uymaz, kışım yazıma
* Kırda
yaptığımız piknikte yanımıza kır saçlı bir
ihtiyar
geldi.
UYARI: Bir sözcüğün mecaz ya da yan anlamıyla sesteş anlamlılık
karıştırılmamalıdır.
* Bu sözler bazılarına çok dokunacak. ( mecaz
anlam )
* Omzuma bir el dokundu. ( gerçek
anlam )
* Bu yaz, bir
mektup yaz. ( sesteş
)
NOT: Sesteş sözcükler genellikle halk edebiyatında cinaslı manilerde
kullanılır.
9. SOMUT VE SOYUT ANLAMLI SÖZCÜKLER:
Varlığını beş duyu beş duyu organıyla algılayabildiğimiz kavramlar somut;
beş duyu organımızdan hiçbiriyle algılayamadığımız, varlığını sadece akıl ve
mantık yürütme yoluyla kabul ettiğimiz kavramlar soyuttur.
* çiçek, ağaç, ses, koku, hava, göl, ev, rüzgar, ışık(somut)
* ruh, akıl, vicdan, akıl, acıma, üzüntü, aşk, inanç( soyut )
ÖZELLİK 1: Somut anlamlı bir sözcük, ek alarak soyut anlam kazanabilir.
* anne - lik , insan - lık
somut soyu yaptı somut soyut yaptı
ÖZELLİK 2 : Somut anlamlı bir sözcük
kullanıldığı cümleye göre soyut anlam kazanabilir. Buna soyutlaştırma denir.
Soyutlaştırma kelimeye mecaz anlam kazandırma suretiyle olur.
* Ne kadar sıcak bakıyor değil mi? ( soyutlaştırma)
* Kara haber tez duyulur. ( soyutlaştırma)
* Titreyen yapraklar, cilvedir, nazdır. ( soyutlaştırma)
* Bu adam kafasızın biridir. ( soyutlaştırma)
* Kızın gittiği bu yolu hiç iyi görmüyorum. (soyutlaştırma)
* Sanatta özgün olmak biraz da yürek ister. (soyutlaştırma)
* Nedense bugün hiç havamda değilim. ( soyutlaştırma)
ÖZELLİK 3 : Soyut anlamlı bir sözcük çoğunlukla benzetme yoluyla somut hale
getirilebilir.Buna somutlaştırma denir.
* Hüzün, sonbaharda dökülen yapraktır.
* Yalnızlık , bir çiçektir.
* Sevgi, gökyüzünde kanat çırpan bir güvercindir.
* Arkadaşlık, kişiler arasında kurulan bir köprüdür.
* Bu düşünceler, zamanla çürüyecektir.
* Vişne dallarında arzularımız, alnımıza konan bir
öpücüktür.
ÖZELLİK 4 : Gözlemleyebildiğimiz eylemler somut, gözlemleyemediğimiz
eylemler ise soyuttur.
* Annesi, bebeğini kucağına almış seviyordu. ( somut )
* Ferhat, Şirin�i dağları delecek
kadar seviyordu.( soyut )
* Çocuk, masadaki vazoyu kırmıştı. ( somut )
* Bu sözlerinle arkadaşını çok kırdın. ( soyut )
10) NİTELİK VE NİCELİK ANLAMLI SÖZCÜKLER:
Bir şeyin nasıl olduğunu , ne gibi özellikler taşıdığını anlatan sözcüklere
nitelik anlamlı sözcükler denir. Bir şeyin sayılabilen, ölçülebilen ya da
azalıp çoğalabilen durumunu bildiren sözcüklere nicelik anlamlı sözcükler
denir.
* Az ileride birkaç kişi seni bekliyor. ( nicel )
* Bugün oldukça kötü bir zaman geçirdim. ( nitel )
* Çok konuştuğu için arkadaşları pek sevmedi. ( nicel )
* İki damla yaş olur düşersin yüreğime gizlice ( nitel, nicel)
* Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi. (nitelik )
UYARI: Bazı sözcükler cümlede kazandığı anlama göre nicel de olabilir nitel
de.
* Yaptığı işte iyi para kazanıyordu. ( nicel )
* O iyi bir insandı. ( nitel )
* Bu soğuk havada bir de senin soğuk esprilerini çekemem. (
nicel, nitel )
* Bu şehrin havası sıcak olduğu gibi insanları da sıcaktır. ( nicel,
nitel)
Görüldüğü gibi nitelik anlamlı sözcükler, genellikle niteleme sıfatı ve
durum zarfı görevindedir. Nicelik anlamlı sözcükler ise ölçü - miktar zarfı ,
belgisiz sıfat veya sayı sıfatı görevindedir.
10. GENEL VE ÖZEL ANLAMLI SÖZCÜKLER:
Karşıladıkları varlığın tamamını belirten sözcüklere genel anlamlı
sözcükler denir. Tek bir varlığı karşılayan sözcüklere ise özel anlamlı
sözcükler denir. Varlıkların genelden özele doğru sıralanışı : Varlık- canlı-
hayvan- keçi- Ankara keçisi.
* Çocuk, geleceğin teminatı olduğundan ben çocuğumun iyi yetişmesini
istiyorum. ( 2. si 1. sine göre daha özel)
* Kitap, insanın en iyi dostudur. ( genel)
* Bu kitabı arkadaşıma ödünç verdim. (özel )
* Eğitim- öğretim sadece okulda yapılmaz ( genel)
* Okulumuz, şehrin en eski binasıdır. (özel )
İSİMLER
A. Varlıklara Verilişlerine Göre.
1. Özel İsim
2. Cins İsmi
B. Maddelerine Göre İsimler
1. Somut İsim
2. Soyut İsim
C. Varlıkların Sayılarına Göre İsimler
1. Tekil isim
2. Çoğul isim
3. Topluluk İsmi
D. Yapılarına Göre İsimler
1. Basit İsim
2. Türemiş isim
3. Birleşik İsim
a. Bitişik Yazılan Birleşik İsimler
b. Ayrı Yazılan Birleşik İsimler
İsimlerde Küçültme.
İsmin Hâlleri
1. Yalın Hâl (Nominatif)
2. Belirtme (Yükleme) Hâli
3. Yönelme Hâli
4. Bulunma Hâli
5. Ayrılma (Uzaklaşma, Çıkma) Hâli
6. Eşitlik Hâli
7. Vasıta Hâli
8. İlgi Hâli (Tamlayan Hâli)
İsim Tamlamaları
Sınav
sorularında ve dilbilgisi anlatımında “tür, görev, tür ve görev” kelimeleri
aynı şeyi ifade eder. Türkçe’deki kelimelerin tür ve görev yönünden
özelliklerini aşağıdaki şekilde gösterebiliriz:
TÜR VE
GÖREV BAKIMINDAN KELİMELER
İSİM SOYLU KELİMELER FİİL SOYLU KELİMELER
A. Tam Anlamı Olanlar 1. Fiil
1. Tek Başına Görev Üstlenenler 2. Fiilimsi
- İsim (Ad) a) İsim-fiiller (Ad-Eylem)
- Zamir (Adıl) b) Sıfat-Fiiller (Ortaç)
c) Zarf-Fiiller (Bağ-Fiil,Ulaç)
2. Başka Kelimelerle Birlikte Görev Üstlenenler
- Sıfat (Önad)
- Zarf (Belirteç)
B. Tam Anlamı Olmayanlar
- Edat (İlgeç)
- Bağlaç
- Ünlem
Yukarıdaki
şekilden de anlaşılacağı gibi Türkçe’de dokuz çeşit kelime vardır. Bunlardan
yedisi isim soylu, ikisi fiil soyludur.
İSİMLER (Adlar)
Tanım:Canlı cansız bütün varlıkları, kavramları, hatta fiilleri de karşılayan,
onları anmaya, tanımaya, birbirinden ayırmaya yarayan kelimelere isim (ad)
denir:ağaç, su, deniz, Hasan, Anadolu, gidiş, dönüş vb.
İsimler çeşitli yönlerden sınıflara ayrılır.
A. VARLIKLARA VERİLİŞLERİNE GÖRE
İsimler ait
oldukları varlığın veya kavramın eşi benzeri olup olmamasına göre ikiye
ayrılır: Varlık veya kavram özelse (eşsiz, benzersiz) onun ismi de özel isim;
cins ise (aynısından birden fazla) onun ismi de cins ismidir.
1. ÖZEL
İSİM:Kâinatta tek olan, tam bir benzeri bulunmayan varlıkları karşılayan
kelimelere denir.
Bütün özel isimler (özel ismi oluşturan her kelime ve onları niteleyen, tanıtan
unvanlar) büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamazsa cins ismi
zannedilebilirler.
Yavuz, Hasan, Kayseri, Acıpayam, Akdeniz, Alanya, Ulu Cami, Sultan Selim,
Hatice, Küçük Ağa, Türkçe, Türk Dil Kurumu...
Başlıca Özel İsimler
1. İnsan isimleri: Ali, Meltem, Mehmet, Meral,
Yasemin, Uğur, Barkın...
2. Kurum, kuruluş, müessese, makam, üniversite isimleri:Mamak Anadolu Lisesi,
Yeşilay Derneği, Türk Dil Kurumu, Ege Üniversitesi, Kars Valiliği, Turhal İlçe
Millî Eğitim Müdürlüğü...
3. Millet, kavim, din, mezhep isimleri:Türk, Türkler, Yunan, İngiliz, Çeçen,
Ruslar...
Müslüman, Musevî, Hıristiyan...
İslâm, İslâmiyet, Musevîlik, Hıristiyanlık...
Hanefî, Hanefîlik, Şafiî, Alevî...
4. Dil isimleri: Türkçe, Farsça, Fransızca,
Macarca, Fince, Tibetçe...
5. İl, İlçe, Semt, mahalle, cadde, bulvar, sokak isimleri:Sivas, Ankara,
İstanbul, Mamak, Yenişehir, Şirinevler, Dikimevi, Atatürk Bulvarı, İvedik
Caddesi, Gönül Sokak...
6. Ülke ve bölge isimleri:
Türkiye, Afganistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti...
Batı Almanya, Batı Trakya, Güney Yemen, Doğu Avrupa, Doğu Anadolu Bölgesi, İç
Anadolu (Bölgesi), Ege, Marmara...
7. Kıta isimleri:Avrasya, Asya, Avrupa, Afrika, Amerika, Antarktika, Arktika,
Avustralya.
8. Deniz, okyanus, göl, akar su, boğaz, geçit isimleri:Akdeniz, Karadeniz, Manş
Denizi, Büyük Okyanus, Atlas Okyanusu
Van Gölü, Hazar Denizi, Beyşehir Gölü, Kızılırmak, Yeşilırmak, Sakarya, Seyhan,
Fırat, Nil, İstanbul Boğazı,Panama Geçidi, Süveyş Kanalı ...
9. Dağ, tepe, ova, yayla isimleri:Elmadağ, Uludağ, Ağrı Dağı, Erciyes (dağı),
Everest Tepesi, Çukurova, Konya Ovası...
“Konya Ovası, Van Gölü, Ağrı Dağı” gibi her iki harfi de büyük yazılan özel
isimlere dikkat edilirse, birinci kelimenin zaten il olarak mevcut olduğu;
ikinci kelime eklenince oluşan ismin o ile ait ama yeni ve özel bir varlığı
karşıladığı görülür. Hâlbuki Hürriyet gazetesi, Nil nehri, Ankara şehri, Fırat
nehri, Erciyes dağı gibi örneklerde birinci kelime büyük, ikinci kelime de
küçük harfle başlamaktadır. Bunun sebebi bu kelimelere eklenen ikinci
kelimelerle yeni bir özel isim oluşturulmuş olmamasıdır. Hürriyet zaten bir
gazete adı; Nil zaten bir nehir adı; Ankara zaten bir şehir adı; Erciyes zaten
bir dağ adıdır.
10. Gezegen ve yıldız adları:Merih, Mars, Jüpiter, Venüs, Küçükayı...
11. Dünya, güneş ve ay kelimeleri terim olarak (astronomi ve coğrafya terimi)
kullanılıyorsa özel isim olduğu için büyük; diğer anlamlarında (gerçek, mecaz,
yan, eş, deyim vb.) kullanılıyorsa cins ismi olduğu için küçük harfle başlar:
Ay’ın yakından çekilmiş fotoğrafları insanlığı pek şaşırtmıştı.
Yazın Güneş ışınları Dünya’ya dik olarak gelir.
Türkiye’nin birçok yerinde insanlar Güneş tutulmasını seyretti.
Sabahtan beri dünya kadar yer dolaştık.
Şair sevgilisinin yüzünü aya benzetir. (ayın kendisine değil, görünüşüne)
12. Kitap, gazete, mecmua, eser isimleri:Tercüman (gazetesi), Zaman (gazetesi);
Nokta (dergisi), Aktüel (dergisi); Türk Dili (dergisi), Virgül; Yaprak Dökümü,
Semerkant; Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Ansiklopedisi...
13. Hayvanlara takılan özel isimler:Tekir, Karabaş, Yumoş, Minnoş, Pamuk...
2. CİNS İSMİ:Aynı cinsten olan varlıkların ortak isimleridir. Dilin temel
kavramları cins (tür) isimleridir.taş, yol, ağaç, ırmak, kitap, dergi, yaprak,
ev, çocuk, su, sıra, hayal, düşünce, sıla, özlem, taraf, ceza...
Başlıca Cins İsimleri
1. Vücudun bölümleri ve organ isimleri: baş, kol,
el, ayak...
2. Akrabalık isimleri: ana, baba, kardeş, dayı, hala,
teyze...
3. Araç, eşya isimleri: kaşık, makas, bardak, iplik,
iğne...
4. Hayvan ve bitki isimleri: kedi,
kartal, fındık, ceviz, kiraz...
5. Kavramlar: düşünce, hedef, zekâ,
temenni...
6. İş, meslek; meslek sahibi simleri: öğretmenlik,
öğretmen, avukat, işçi, memur, profesyonel, futbolcu...
7. Giyecek isimleri:ceket, ayakkabı, gömlek, eldiven...
8. Yiyecek isimleri:elma, yemek, ekmek, biber...
9. İçecek isimleri:su, meşrubat, gazoz...
10. Sayı isimleri:on, beş yüz, bir...
11. Renk isimleri:sarı, kıpkırmızı, mor...
12. Nitelik isimleri:büyük, kocaman, dairesel...
13. Zaman isimleri:ay, saat, dakika, yıl...
14. Soru. Kelimeleri:ne, kim, hangi...
Bazı cins isimlerin özel isim olarak kullanıldığı görülür:
tırmık: bir ziraat aleti.
Tırmık: bir kedinin özel adı
ozan: şair
Ozan: erkek ismi
B. MADDELERİNE GÖRE İSİMLER
İsimler,
karşıladıkları varlıkların beş duyu organından herhangi biriyle algılanıp
algılanamamasına göre ikiye ayrılırlar.
1. Somut İsim :Beş duyudan herhangi biriyle algılayabildiğimiz,
kavrayabildiğimiz varlık ve kavramların isimleridir. Yani somut varlıkları
karşılayan isimlere somut isimler denir. Bu isimler, herkes tarafından görülen,
bilinen, hissedilen, cismi olan, varlığı kişiden kişiye değişmeyen varlıkları
karşılarlar.
su, toprak,
ağaç, ses, televizyon, rüzgâr, sarı, mavi, duman, koku...
2. Soyut İsim :Beş duyudan herhangi biriyle algılanamayan, madde hâlinde
bulunmayan ve zihnimizle kavradığımız veya var olduğuna (akla, ruha, sezgiye,
inanca bağlı olarak) inandığımız varlıkların isimleridir.
sevinç, şüphe, tezat, Allah, cesaret, keder, korku, aşk, melek, ruh, şeytan...
C. VARLIKLARIN SAYILARINA GÖRE İSİMLER
1. Tekil isim:Tek varlığı belirten ve karşılayan, yapıca tekil olan (topluluk
isimleri hariç) kelimelerdir. kendi, ben, çocuk, kalem, defter...
Not: Tür adı olan her kelime, o türden tek varlığı anlattığı gibi; biçimce
çoğullanmadığı hâlde o türün tümünü ya da bir bölümünü de anlatabilir. Bu
durumda da tekil sayılırlar.
İnsan, düşünen, konuşan bir varlıktır. (bütün insanlar)
Çiçek, susuzluktan kurumuş. (herhangi bir çiçek)
2. Çoğul isim:Yapısında, anlamında birden çok varlığı barındıran, çokluk eki
almış isimlerdir. Cins isimlerinin çoğulu yapılır.
onlar, evler, fikirler, merkezler, dünyalar, kuşlar, böcekler, kelebekler,
arılar...
Not: Şekil yönüyle çoğul olmadığı,
çokluk eki almadığı hâlde anlamca çoğul olan kelimeler vardır.
Seçmen, tercihini yarın ortaya koyacak.
Asker, sınırları bekliyor.
Genç yaşta saçı dökülmüş.
Bu cümlelerde seçmen, asker ve saç kelimeleri tekil oldukları hâlde anlamca
çokluk bildirmektedirler. Bunlar, topluluk isimleri değildir.
Not: Bazı durumlarda özel isimlere
de çoğul eki getirilir:
1. Aile anlamı katar; -gil ekinin yerine kullanılır, yapım eki görevinde olduğu
için ayrılmadan yazılır.
Yarın Ahmetlere gideceğiz.
İzmir’e, amcamlara/dedemlere/teyzemlere gideceğiz. (burada özel isme
getirilmemiş.)
Aliler bize gelecekler.
2. Benzerleri anlamı katar, kesme işaretiyle ayırarak yazılır:
Bu millet nice Fatih'ler, Kemal'ler yetiştirecektir.
Bu topraklarda ne Çaldıran’lar, ne Ridaniye’ler yaşandı.
3. Aynı ismi taşıyanları belirtir:
Sınıftaki Ali’ler ayağa kalksın.
Hüseyin’lerin hepsi buraya gelsin.
4. Abartma anlamı katar:Çalışmak için ta Almanya’lara gitti.
5. Topluluk, soy kavramı bildirir:Osmanlılar, Türkler, Yunanlar, Adanalılar,
Konyalılar...
3. Topluluk İsmi:Yapıca tekil, ancak anlam bakımından çoğul olan; aynı türe
dahil birden çok varlığı anlatan isimlerdir. Teklerden oluşan topluluğu,
çokluğu bildiren kelimelere denir.
ordu, sürü, orman, sınıf, okul, millet...
Not: Topluluk isimleri de çokluk eki alabilir. Bu durumda aynı topluluktan
birden fazla olduğu ifade edilmiş olur.Ordular, ormanlar, sürüler.
D. YAPILARINA GÖRE İSİMLER
İsimler kaç
kelimeden oluştuklarına ve yapım eki alıp almadıklarına göre de
sınıflandırılırlar.
1. Basit
İsim:Herhangi bir yapım eki almamış, kök hâlindeki isimlere denir. Çekim eki
almış hâlde kullanılabilirler. Türemiş ve birleşik kelimeler yaparken bunlara
yapım ekleri getirilir.
İnsan, kelebek, gölge, yaprak(lar), kağıt(ta), kuş(u), çiçek(ler), dağ(dan),
bir(de), ...
Basit isimlerimizin çoğu tek hecelidir, ama bütün basit isimler tek heceli
zannedilmemeli.
Basit isimler, daha küçük ve anlamlı parçalara ayrılamazlar. Meselâ “kelebek
kelimesini kel-ebek şeklinde ikiye ayırıp “kel” diye anlamlı bir kelime
bulabiliriz gibi bir düşünce yanlıştır. Çünkü parça ile bütün arasında her
zaman -az ya da çok-bir anlam ilgisi bulunmalıdır.
2. Türemiş isim:İsim veya fiil kök ve gövdeleriyle yansıma kelimelere bir yapım
ekinin getirilmesiyle oluşturulmuş, şekil ve anlam olarak yeni isimlere denir.
İsimden türeyenler: kömürlük, kitaplık, tuzluk,
başlık, kulaklık, gecelik, gençlik, insanlık, Türklük, çocukluk, hanımlık,
kardeşlik, Müslümanlık, kulluk, erkeklik, bilgelik, bayramlık, kışlık,
akşamlık, gömleklik, iyilik, güzellik, küçüklük, öğretmenlik, doktorluk,
veterinerlik, eczacılık, arıcılık, demircilik, kılavuzluk, rehberlik...
Yansımalardan türeyenler:çıtır-tı, cızır-tı, şakır-tı, şıkır-tı, homur-tu,
gıcır-tı, patır-tı
Fiilden türeyenler: gel-mek, oku-mak, ye-mek,
iç-mek, çalış-mak...
yemek, çakmak, ekmek, ilmek, kaymak,
başlama, okuma, yazma, nakletme, hasta olma, danışma, sevme, inanma...
3. Birleşik İsim:Birleşik isimler, birden fazla kelimenin bir araya gelip yeni
bir varlığı veya kavramı karşılayacak şekilde kalıplaşarak oluşturdukları,
anlam ve şekil bakımından yeni isimlerdir.
Birleşik ismi oluşturan kelimeler arasına herhangi bir ek veya kelime giremez;
girerse bu kelime grubu birleşik isim olmaktan çıkar, belirtili isim tamlaması
veya başka bir kelime grubu olur.
Bu isimler anlam bakımından tam bir kalıplaşmaya uğradıkları için tek bir
kelime olarak kabul edilir ve bu şekilde kullanılırlar.
Türkçe’de üç yolla birleşik isim yapılır:
Anlam kayması yoluyla
Ses kaynaşması yoluyla
Kelime sınıfı kayması yoluyla
a. Anlam
kayması yoluyla:
Birincisi: Birleşik ismi oluşturan
kelimelerin tamamı (genellikle iki kelimeden oluşurlar) anlam kaybına uğrar.
Hanımeli, aslanağzı, katırtırnağı, devetabanı, suçiçeği, demirbaş, denizaltı,
kuşpalazı...
İkincisi: Kelimelerden sadece birincisi
anlam kaybına uğrar
damotu, yayınbalığı, incehastalık...
Akçaağaç, akçakavak, akciğer, karabiber, alageyik...Başbakan, başyazar,
başhekim...
Üçüncüsü: İkinci kelime anlamını
kaybeder:Karatavuk, yerelması, karafatma...
b. Ses kaynaşması yoluyla:cumartesi, pazartesi, kahvaltı, çörotu, peki...
c. Kelime sınıfı kayması yoluyla:kaptıkaçtı, külbastı, mirasyedi, dedikodu,
hünkârbeğendi, albastı, gecekondu...
örtbas, sıkboğaz, alaşağı, ateşkes, kapkaççı...
giderayak, bilirkişi, vatansever, hacıyatmaz, cankurtaran...
elverişli, rasgele, albeni, çalçene...
Buraya
kadar yapılan tasnife göre her kelimenin birden fazla özelliği vardır:
Varlıklara verilişine göre : özel isim, cins ismi
Maddelerine göre : soyut, somut
Varlıkların sayılarına göre : tekil isim, çoğul isim, topluluk ismi
Yapılarına göre : basit, türemiş, birleşik
el : cins ismi; somut, tekil, basit isim
düşünce : cins ismi; soyut, tekil, türemiş isim
kitaplıklar : cins ismi; somut, çoğul, türemiş isim
ayakkabı : cins ismi; somut, tekil, birleşik isim
ordu : cins ismi; somut, topluluk ismi, basit isim
Ankara : özel isim; somut, tekil, basit isim
Çanakkale : özel isim; somut, tekil, birleşik isim.
İSİMLERDE KÜÇÜLTME
Bir varlığın, bir ismin küçüklüğü genel olarak, başına getirilen “küçük, mini,
ufak” gibi sıfatlarla ifade edilir:Küçük köy, ufak el, mini kasa...
Bazen bu sıfatların yerini “Cİk, -Ceğİz” ekleri tutar. Bu ekler isimlere
küçültme anlamı katar.
küçük tepe›tepecik küçük çocuk›çocukcağız
Not: Bu ekler her zaman küçültme anlamı katmayabilir; acıma ve sevgi;
zavallılık ve küçümseme anlamları da katabilir:
Serçecik daldan dala atlıyor. (acıma)
Adamcağız korka korka ayağa kalkar. (acıma)
Bebeciğimi çok özledim, diyordu. (sevgi)
küçük insan›insancık (zavallılık)
zavallı kelimeler›zavallı kelimecikler (küçümseme)
“k” sesi ile biten sıfatlara –Cİk eki getirildiğinde sıfatın sonundaki “k”
düşer:
küçük›küçücük ufak›ufacık alçak›alçacık minik›minicik
“-cE, -İmsİ, -İmtrak” ekleri de küçültme anlamı katar:
küçük›küçükçe büyük›büyükçe iri›irice yeşil›yeşilimsi sarı›sarımtırak
İSMİN HÂLLERİ:
İsimleri isimlere, fiillere, edatlara bağlayan, diğer kelimelerle ilişki
kurarak isimlerin cümlede görev kazanmasını sağlayan eklere isim hâl ekleri
denir. İsimlerin bu ekleri alarak yüklendikleri görevlere ismin hâlleri denir.
1. Yalın Hâl (Nominatif):Eki yoktur.İsimlerin hiçbir hâl eki almamış
hâlleridir. Çoğul, iyelik ve bildirme eki almış olabilir. Bu durumda da yalın
hâlde sayılırlar.
ev, okul, yol, çocuk, fikir, baba(sı), defter(ler), çalışkan(dır)...
Yapım ekleri de ismin yalın durumunu değiştirmez: kalemlik, bilgili, susuz,
meslektaş...
Birleşik isimler de hâl eki almamışlarsa yalındırlar:dershane, tanksavar,
gecekondu, bilirkişi...
2. Belirtme (Yükleme) Hâli: ı, -i, -u,
-ü eklerini alan isimler bu duruma girer. Bu isimler genellikle belirtili nesne
olur.
Defteri, okulu... Ali kitabı aldı.
(Belirtili nesne)
ev-i gördüm, kapı-y-ı açtım, okul-u boyadılar, gül-ü koparmayın...
NOT : Türkçe’de üçt çeşit –i (-ı, -u, -ü) eki vardır. Bunları birbirine
karıştırmamalıyız.
·
Köyü güzelmiş (iyelik eki)
·
Köyü gezdiler (hal eki)
·
Ört-ü, diz-i (fiilden isim yapma eki)
3. Yönelme Hâli:“-E” ekiyle yapılır. Yüklemin yöneldiği yeri, nesneyi ya da
kavramı gösterir.
Yönelme hâlinde, ismin belirttiği kavrama yöneliş, dönme, yaklaşma, ulaşma söz
konusudur. Yönelme hâlindeki kelimeler cümlede dolaylı tümleç ve yüklem
olabilir. Dolaylı tümleç, yükleme sorulan “neye, kime, nereye” sorularının
cevabıdır. Sinema-y-a git, ev-e dön...
4. Bulunma Hâli:“-dE” ekiyle yapılır.Eylemin yapıldığı yeri, nesneyi ya da
soyut kavramı bildirir. Genellikle “kimde, nede, nerede”sorularına cevap
vererek dolaylı tümleç olur. Babamda hiç para
yoktu. (Kimde)
ev-de oturma, okul-da öğren, yurt-ta kaldı, devlet-te bulunuyor...
5. Ayrılma (Uzaklaşma, Çıkma) Hâli:“-dEn” ekiyle yapılır.Eklendiği kelimeyi
dolaylı tümleç yapar; “çıkma, ayrılma, uzaklaşma” bildirir. İsmin ayrılma hâli,
yani dolaylı tümleç, yükleme sorulan “nereden, kimden, neden” sorularının
cevabıdır. okul-dan çıktı, ev-den ayrıldı, yurt-tan geliyor, devlet-ten istedi...
·
-den ekini alan isimler bazen zarf tümleci olur. Sıkıntıdan her tarafı
sivilce doldu. (Zarf tümleci)
-den eki, bazen yapım eki olarak kullanılır. Bu durumda ya sıfat ya da zarf
görevi üstlenir.Candan dost, toptan satış, içten davranış...
-den eki bazen belirtili isim tamlamalarındaki tamlayan eki –ın, -in, -un, -ün
‘ün yerini tutabilir.Çocukların biri ....Çocuklardan biri.
-den ekini alan kelimelerle ikilemeler yapılabilir. Derinden
derine sesler geliyor.
-den ekini alan kelimelerle üstünlük anlamı taşıyan sıfat öbekleri
oluşturulabilir. Gülden kırmızıyanak,
Pamuktan beyaz eller...
6. Eşitlik Hâli:“-CE” ekiyle yapılır.Bu hâldeki kelimeler cümlede zarf tümleci
ve yüklem olarak kullanılır.
Onun davranışları çok zaman delicedir.
Bu okulda yıllarca çalıştım dedi.
O gün sizi saatlerce bekledik.
Bu kararı sınıfça aldık.
Bugün milletçe sevinçliyiz.
7. Vasıta Hâli:“ile” edatı kullanılarak yapılır. “i” düşürülerek kullanılır. Bu
hâldeki kelimeler cümlede zarf tümleci, edat tümleci ve yüklem olarak
kullanılır.
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan. (edat tüml.)
İşi kolaylıkla başardı.
Ayağına gelen topa hızla vurdu.
Babasını sevinçle karşıladı.
O artık bizimledir.
Öğrencileriyle geziye gitmişti.
Arabasıyla evimize kadar getirdi.
İğneyle kuyu kazıyorsun.
Rüzgârın etkisiyle dallar sallandı.
Sonbaharın gelmesiyle soğuklar artmıştı.
Zilin sesiyle yarışma bitti.
8. İlgi Hâli (Tamlayan Hâli):“-(n)İn”, “-dEn” ekleriyle yapılır ya da yalın
hâldedir.
Kitabın yaprağı yırtılmış.
Ceket düğmesi
Öğrencilerden biri
İSİM TAMLAMALARI
İki veya daha fazla ismin, yeni bir anlam meydana getirecek şekilde birlikte
kullanılmasıyla oluşan söz gruplarına isim tamlaması denir. Ad takımı şeklinde
de söylenebilir.
İsim tamlamalarında ilk isme tamlayan; ikinci isme tamlanan denir. Bu kural iki
isimden oluşan tamlamalar için geçerlidir. İkiden fazla isimden oluşan
tamlamalarda genellikle son isim tamlanan diğerleri tamlayan olur. Fakat bu
kurala uymayanlar da vardır.
Bahçenin duvarı. Bahçenin
duvarının boyasının rengi. Bizim
okulun tahta kapısı
Tamlayan Tamlanan Tamlayan Tamlanan Tamlayan Tamlanan
İsim tamlamalarının çeşitleri ve özellikleri şöyledir:
1-BELİRTİLİ İSİM TAMLAMASI
Tamlayan –ın, -in, -un, -ün , tamlanan –ı, -i, -u, -ü eklerinden birini alır. Tamlayan
sesli harfle biterse –n kaynaştırma harfi; tamlanan sesli harfle biterse –s
kaynaştırma harfi kullanılır. Bahçe-n-in
kapı-s-ı
NOT :* “Su” ve “ne” kelimeleri bu kurala uymaz. Örnek: Su-y-un tad-ı,
ne-y-in tad-ı.
·
o
Zamirler tamlayan veya tamlanan olabilir. Örnek: Bizim
evimiz. Çocukların birkaçı...
o
Tamlanan isim sayı veya belirsizlik bildiren bir
kelime olursa, tamlayan eki –ın, -in, -un, -ün yerine-den, -dan eki gelebilir.
(Adamların ikisi....Adamlardan ikisi)
o
Bazı belirtili isim tamlamaları, sıfat tamlamasının
ters çevrilmesiyle oluşur. (Taze balık...Balığın tazesi)
o
Bazı b.isim tamlamalarında tamlayan ve tamlanan yer
değiştirir. (Çok verimlidir ovası Konya’nın...) (Konya’nın ovası...)
2-BELİRTİSİZ İSİM TAMLAMASI
Tamlayan, tamlama eklerini almaz. Tamlanan –ı, -i, -u, -ü eklerini alır. Bahçe
kapısı, gönül dostu...
·
Tamlayan somut veya soyut isim olabilir: Kitap kabı, duygu yoğunluğu
Tamlanan somut, soyut isim veya isimleşmiş olabilir: Masa örtüsü, gurbet düşüncesi, dünyagüzeli.(İsimleşmiş
sıfat)
Tamlayan çoğul eki alabilir: Öğretmenler odası...
“Kendi” kelimesi, belirtisiz isim tamlamalarında tamlayan olabilir. Bunun
dışındaki zamirler belirtisiz isim tamlamalarında tamlayan ve tamlanan olmaz.:
Kendi evi...
İsim-fiiller tamlanan olabilir: Gece yürüyüşü...
Bazı belirtisiz is.tamlamaları kendisinden sonra gelen ismi niteler ve sıfat
görevi kazanabilir: Deniz mavisi gömlek....
Bazı belirtisiz isim tamlamalarında tamlama eki günlük konuşmada düşebilir:
Hatay sokağı...Hatay sokak. Bu durumun yazıda gösterilmesi yanlıştır. (Lokanta
Bahar) veya (Bahar Lokanta) yanlıştır. Doğrusu (Bahar Lokantası) şeklinde
olacaktır.
Bu tamlamalarda mecazlı anlatım görülebilir: Laf salatası, ömür törpüsü...
Bazı belirtisiz isim tamlamaları kalıplaşarak birleşik kelime olmuştur:
Kuşadası, hanımeli..
Bazı belirtisiz isim tamlamalarının başına bir sıfat gelebilir: Kırmızı
kadın ceketi...
Bazen belirtisiz isim tamlamalarında sıfatın başa gelmesi dil yanlışlığına
yol açar: Devlet Eski Bakanı (Doğru)... Eski Devlet Bakanı (Yanlış)
3 . TAKISIZ İSİM TAMLAMASI
Tamlayan ve tamlanan, tamlama eklerini almaz. Tamlayan, tamlananın hangi
maddeden yapıldığını veya neye benzediğini bildirir. Takısız isim tamlamaları
ile sıfat tamlamaları birbirine karıştırılmamalıdır.
Takısız İsim Tamlaması Sıfat
Tamlaması
Tahta çanta Güzel çanta
Demir kapı Büyük kapı
Demir yumruk Sert yumruk
Badem göz Siyah göz
Çini vazo süslü vazo
Altın bilezik Burgulu bilezik
ZİNCİRLEME İSİM TAMLAMASI
En azından üç isimden oluşan tamlamalara denir. Dedemin
dedesinin dedesi, Ayşe’nin kardeşinin okul çantası.
NOT: Zincirleme tamlamayı oluşturan kelimelerden en az biri sıfat görevinde
kullanılıyorsa böyle tamlamalara KARMA TAMLAMA denir. Karma tamlamalar, isim
tamlamalarının tamlayanı ile tamlananı arasına bir sıfat girmesiyle
oluşabildiği gibi, iki sıfat tamlamasının birleşmesiyle de oluşabilir. (Babamın
eski ceketi)(Güzel Türkiye’nin güzel çayı)
Cümle: Sözcüklerin yan yana gelerek
bir duyguyu, bir düşünceyi, bir isteği, bir işi, kısacası bir yargıyı tam
olarak anlatabilir duruma gelmiş biçimine cümle denir.
Burada, cümlenin anlam yönü ele alınıp öznellik, nesnellik, karşılaştırma...
gibi anlamlar ifade eden cümleler üzerinde durulacaktır.
Öznel Anlatım
Doğruluğu ya da yanlışlığı kişiden kişiye değişen, doğruluğu tartışılan
düşüncelerin anlatıldığı yargılara öznel yargı denir. Bu yargıların
kullanıldığı anlatıma da öznel anlatım denir. Bu cümlelerde (yargılarda) bence
ifadesi vardır.
*İzmir,tarihi ve doğal
güzellikleriyle eşsiz bir şehrimizdir.
*Şair söyleyiş güzelliğiyle türkü tadında bir şiir sunuyor bize.
*Konferansa katılanların saçma sapan fikirleri beni iyice sıkmıştı.
*Yazar,sürükleyici anlatımı ve ilginç betimlemeleriyle okuyucuyu olayın içinde
yaşatıyor.
*Çatık kaşları,yaralı yüzüyle insanı ürküten bir havası vardı.
Nesnel Anlatım
Doğruluğu ya da yanlışlığı kişiden kişiye değişmeyen, deney ve gözleme dayanan
tarafsız yargılara nesnel yargı denir. Bu yargıların kullanıldığı anlatıma da
nesnel anlatım denir. Nesnel yargılarda duygu ve izlenimlere yer verilmez.
*Filmde olaylar küçük bir
kasabada geçiyor.
*Eser dört bölüm halinde sinemaya uyarlanmış.
*Turizm gelirleri geçen yıla oranla yüzde 5’lik bir artış göstermiştir.
*Aruz ölçüsüyle yazılan şiirde nazım birimi dörtlüktür.
*Dört perdede oluşan bu oyunda yazar,aile bireyleri arasındaki sorunları
anlatır.
Koşula (şarta) Bağlılık
Bir olayın, durumun gerçekleşmesi için daha önceden olması gereken başka bir
durumun varlığına “koşulluk” denir. Bu tip cümle anlamlarında “hangi şartla?”
sorusunu temel cümleye sorduğumuzda gerçekleşmesi gereken koşulu bulabiliriz.
*Sanatçı yapıtında toplumu
anlatırsa ölümsüzleşir
*Akşam baban gelsin , alışverişe çıkarız.
*Müzik dinleyebilirsin ama sesini fazla açmayacaksın.
*Akşama geri vermek üzere bu kitabı alabilirsin.
*Bizim buralara yağmur yağdıkça her yer toprak kokardı.
*Her güneş doğduğunda beni hatırla.
Sebep-Sonuç (neden-sonuç) İlişkisi
Bu tür cümlelerde, yargılardan biri, diğerinin gerçekleşmesine neden
olmaktadır. Bir de eylemin hangi gerekçeyle yapıldığını bildiren cümleler de
neden sonuç ilişkisi vardır. Bu tip yargıları bulmak için yükleme “niçin”
sorusu sorulabilir.
“Salıncağın ipi kopunca çocuk yere düştü.” Cümlesinde “Çocuğun yere
düşmesini”nin nedeni “Salıncağın ipinin kopması”na bağlanmıştır.
*Sınavda heyecanlandığı için
bazı soruları yapamadı.
*Bakımsızlıktan ev harabeye dönmüştü.
*Matbaanın bulunmasıyla okuma yazma oranı arttı.
*Aşırı sıcaklar can kaybına yol açtı.
*Yoğun kar yağışı nedeniyle yollar trafiğe kapatıldı.
*Hediye almadım diye bana darılmış.
Amaç-Sonuç İlişkisi
Öznenin işi, hareketi gerçekleştirme amacı ve sonucu cümle içinde verilir. Bu
tür cümlelerde "için,diye,üzere,dolayı,ötürü.maksadıyla..."ifadel eri
sıkça geçer.Bu ifadelerden bazıları "sebep-sonuç" bildiren cümlelerde
de geçebilir. Amaç-sonuç cümlelerinde "hangi amaçla,hangi maksatla
*Borçlarından kurtulmak için evini satmış.
*Ailesini görmeye Almanya’ ya gitmiş.
*Başbakan, ticari anlaşmalar yapmak üzere yurtdışına çıkıyor.
*Bu ,bizi birbirimize düşürmek maksadıyla söylenmiş bir sözdür.
*Şair, şiirinde herkes anlayabilsin diye yalın bir dil kullanmış.
*Yazar,eleştirmene şirin görünmek maksadıyla iki yüzlü davranıyor.
DOĞRUDAN ANLATIMLI CÜMLELER
Herhangi bir konuda bir kişinin görüş ve düşünceleri hiçbir değişikliğe
uğratılmadan verilir.Bu cümle genellikle tırnak içinde gösterilir.
*Çiçero’nun “Bir yerde yaşam
varsa orada umut da vardır.”sözü çok hoşuma gider.
*Kadın,arkadaşının kulağına eğilerek: “Birazdan kalkalım mı?”diye fısıldadı.
*Bu konuda atalarımız: “Cesurun bakışı,korkağın kılıcından keskindir.”der.
*Deskartes’in: “Düşünüyorum öyleyse varım.”sözü çok ünlüdür.
DOLAYLI ANLATIMLI CÜMLELER
Bir kişinin sözünün söylendiği biçimde değil de,bazı değişiklikler yapılarak
aktarıldığı cümlelerdir.
*Onunla bir daha
konuşmayacağını söyledi.
*Bernard Shaw,düşünmenin ruhun kendisiyle konuşması olduğunu söylerdi.
*Doktor,babama ilaçları mutlaka içmesi gerektiğini tembih etti.
*Yazar,sanatçı olunabilmek için çok çalışılması gerektiğini vurguladı.
ÜSLUP VE İÇERİK(KONU)CÜMLESİ
Yazarın yapıtında neyi anlattığı konuya (içerik)girer.Bu konuyu işlerken
kullandığı sözcükler ve cümleler de usluba girer.
*Yazar yapıtında 1.Dünya
Savaşı yıllarındaki insanların çektiği acıları gözler önüne serer.(Konu)
*Betimlemelerde sıfatlara sıkça yer veren sanatçı cümleleri uzun
tutmuştur.(Uslup)
*Romanda,Batı’nın yaşam tarzına özenen bir ailenin yavaş yavaş çöküşü
anlatılır.(Konu)
*Şairin,şiirlerinde oldukça az kullanılan sözcüklere ve deyimlere yer vermesi
dikkati çeker.(Uslup)
AŞAMALI DURUM BİLDİREN CÜMLELER
Bir olayın,durumun olumlu ya da olumsuz yönde giderek değiştiğini anlatan
cümlelerdir.
*Kadın,her geçen gün biraz
daha kötüleşiyor.
*Havalar gittikçe soğuyor.
*Bu çocuğun günden güne huyu değişiyor.
*Ülkemiz her geçen yıl biraz daha büyüyen ekonomisiyle gelecekte gelişmiş
ülkeler seviyesine çıkacaktır.
KİNAYELİ ANLATIMLI CÜMLE
Bir gerçeği ortaya koymak amacıyla sözü imalı olarak tam karşıtı gelecek
biçimde kullanmaktır.
*Okulunu ne kadar çok sevdiğin
yirmi gün devamsızlık yapmandan belli.
*Eşinin gözündeki morluktan onu ne kadar çok sevdiğin anlaşılıyor.
ATASÖZÜ
Çok önceleri söylenmiş olup dilden dile, nesilden nesile geçerek günümüze kadar
gelmiş, öğüt bildiren, atalarımızın hayat tecrübelerini yansıtan ve milletin
ortak malı haline gelmiş olan sözlerdir.
Atasözlerin Özelliklerini Şöylece Özetleyebiliriz:
*Atasözleri halkın ortak malıdır. Söyleyeni belli değildir.
*Kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin sırası değiştirilemez. Bir sözcüğün yerine
başka bir sözcük konulamaz.
*Kısa ve özlü sözlerdir. Hep insanları ilgilendiren sözlerdir.
*Atasözlerinde geçen sözcükler genellikle gerçek anlamları dışında
kullanılmıştır. (Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez.) Kimi atasözlerinde geçen
sözcükler ise gerçek anlamlarıyla kullanılmıştır. (Son pişmanlık fayda vermez)
Sorularda çoğunlukla atasözlerinin anlamları üzerinde durulur.
ÖZDEYİŞ
(VECİZE)
Özdeyişler, ünlü kişilerin , devlet adamlarının, sanatçıların söylemiş
oldukları kısa fakat anlamca zengin olan sözlerdir.
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” (Atatürk)
“Kargalar ötmeye başlayınca bülbüller susar.” (Hz.Mevlana)
DEYİM
Bazen bir olay veya durumu ifade etmek için, o olay veya durumu birebir
karşılayacak kelimeler kullanmayız da; çağrışım yaptıracak söz grupları
kullanırız. Bunu da ifademize sanat ve akıcılık kazandırmak için yaparız.
Örneğin: Bir insanın telaşlı olduğunu anlatmak için “telaşlıdır” demeyiz de
“Etekleri tutuşmuş” ifadesini kullanırız , ama herkes bu kişinin telaşlı
olduğunu anlar.
Deyimlerin Özellikleri:
*Deyimler en az iki kelimeden oluşur. (Kalp kırmak)
*Birden fazla kelimeden oluşan, hatta cümle halinde olan deyimler de vardır.
(Taşı gediğine koymak) (Atı alan Üsküdar’ı geçti.)
*Deyimleri oluşturan sözcükleri çoğu zaman gerçek (sözlük) anlamlarından
uzaklaşarak mecazlı bir anlatım kazanırlar. (İşler böyle giderse hapı
yutarız.) Ama şunu da unutmamalıyız; bazı deyimler sözlük anlamlarıyla da uzak
yakın bir ilişki taşırlar. (Etekleri zil çalmak.) Etekleri tutuşmuş birinin
halini göz önünde canlandıralım. Telaş içindedir değil mi?
*Deyimler genellikle iş, oluş, hareket yani bir fiili bildirirler ve fiil gibi
çekimlenebilirler. (Kalbimi kırıyorsun ama)
(Çocuğun kalbini kırdık anlaşılan)
(Kimsenin kalbini kırmamalısın oğul.)
DİKKAT: Deyimlerle ilgili soruları çözebilmek için deyimlerin ifade ettikleri
anlamları bilmemiz gerekir. Bu nedenle bazı atasözü ve deyimleri gözden
geçirmek gerekir.
TANIMLAMA
Herhangi bir şeyin ne olduğunu anlatan “Bu nedir?” sorusuna cevap verebilen
cümlelere “tanım cümlesi” diyoruz. “Kitap, size istediğiniz zaman ders vermeye
hazır bir öğretmendir.” Cümlesinde “kitap nedir?” dediğimizde “İstediğiniz
zaman ders vermeye hazır bir öğretmendir.” cevabını alabiliriz.
ÖN YARGI (PeEŞİN HÜKÜM)
Bir olay veya kişiyle ilgili değişik sebeplerden dolayı önceden edindiğimiz
olumlu veya olumsuz yargılardır. Kısaca özetlersek ön yargı, sonuçla ilgili
önceden karar vermektir. (Bu takım bu sene kesin şampiyon olacak)
ÖNERİ (Tavsİye)
Bir konudaki eksikliğin giderilmesi için teklif getirmeye “öneri” adı
veriyoruz. “Hikayede olayların yeri ve zamanı iyi tahlil edilip, yazıya
aktarılmalıdır. “ cümlesi bir öneri cümlesidir.
VARSAYIM
Bir durumun sonucunun ne olduğunu bilmeden onu kendimize göre bir sonuca
bağlamaya “varsayım” diyoruz. “Diyelim ki bu yıl sınavı kazandın.”, “Varsayalım
ki aniden çıkageldi.” Cümleleri varsayım cümleleridir.
KARŞILAŞTIRMA
Aralarında anlamca ilgi (ilişki) olan iki kavramı benzerlik ya da zıtlık
yönünden kıyaslamadır. “Sütten beyaz dişleri var.” Cümledeki dişlerin
beyazlığı, sütün beyazlığıyla karşılaştırılmıştır.
*Sinema da tiyatro gibi görsel
bir sanattır.
*Doğu Anadolu’nun kışı Akdeniz Bölgesi’ne göre daha çetin geçer.
*Yahya Kemal de Necip Fazıl da şiirlerinde ölüm temasına çok yer vermiştir.
*Bu yılki ürün geçen yıla nazaran daha bereketliydi.
*Sanatçı,diğer çağdaşlarına göre daha sade bir dil kullanmıştır.
*Ressam bu yapıtında ise diğerlerine göre daha canlı renkleri kullanmıştır.
BİRLİKTELİK (Beraberlik) İLGİSİ İÇEREN YARGILAR
Bu ilgi, çeşitli edat ve bağlaçlarla (ile, ve...) sağlanır. “Tatile ailemle
gittik.”
DİĞER ANLAM İLGİLERİ İÇERİN YARGILAR (İstek, karŞILIKLI Yapma, BEĞENME vb.)
*Onunla iki yıldır haberleşemiyorum. (Karşılıklı yapma)
*Akşam gelin de çay içelim. (İstek)
*Elmaları kardeş payı yaptık. (Eşitlik)
*Bak şimdi resimlerin daha güzel olmuş. (Beğenme)
*Düğün yapmışsın da bana haber vermemişsin. (Sitem)
*Hava bulutlu yağmur yağabilir. (İhtimal)
*Biz öylelerini çok gördük. (Küçümseme)
*Dünyalar kadar işim var. (Abartma)
*Tam içeri girerken güleceği tuttu. (Beklenmezlik)
YORUM
Özneldir. Olay veya durumu bir görüşe göre değerlendirmedir. “Şairin çok
severek okunulan kitap türü hikayedir” cümlesinde “bence” ifadesi vardır. Bun
için öznel bir yargı yapılmıştır. Kısaca olay veya durum kişiye göre
değerlendirilmiştir.
ÜSLÛP
Sanatçının dili kullanma biçimi, anlatım şeklidir. Her sanatçının kendine göre
bir üslûbu vardır. “Sanatçı, eserinde gerçekleri kısa, yalın cümlelerle dile
getirmiştir.” Cümlesinde “dili kullanma biçimine” değinilmiştir.
DEĞERLENDİRME
Herhangi bir durumun iyi ya da kötü yönlerini ortaya koymadır. Nesnel bir yargı
söz konusudur. “Sanatçı, şiirlerinde yabancı sözcüklere bolca yer vermiştir.”
Cümlesinde nesnel bir yargı söz konusudur.
AYNI YA DA YAKIN ANLAMLI CÜMLELER
Bu konu başlığımızla ilgili olarak, bize sorulan sorularda farklı sayıdaki
cümlelerin ifade ettiği, içerdiği anlamın benzeri veya hemen hemen aynısı
istenir. “Yüreğim ağzıma geldi.” Cümlesiyle “Çok korktum” cümlesi aynı anlama
gelir.
Sevgi sadakatle taçlaşmadıkça ömrü kızgın çöllerdeki bir damla yaş kadardır.
Sadakatin olmadığı bir sevgi uzun ömürlü olamaz.
Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret edemeyen insan yeni okyanuslar
keşfedemez.(Andre Gide)
ayatında riskleri göze alamayan insan başarılı olamaz.
Eğer bir insan hangi limana yelken açtığını bilmiyorsa, hiçbir rüzgar işine
yaramaz.
Belirli bir hedefi olmayan insan, hangi olanaklara sahip olursa olsun başarılı
olamaz.
Yaşamak, karanlık geceye rağmen, buğulanmış pencere camına güneşi
çizebilmektir.(Anonim)
En zor anlarda bile umudunu kaybetmeyen insan gerçekten yaşıyor demektir.
Yaşam içinde siyah da bulunan bir gökkuşağıdır.
Yaşam tüm güzelliklerinin yanında olumsuzlukları da barındırır.
CÜMLE OLUŞTURMA
A)Karışık Olarak Verilen Sözcüklerle Cümle Kurma
Bu tür sorularda bir cümleyi oluşturan sözcükler karışık olarak verilir. Daha
sonra bu sözcüklerle anlamlı veya kurallı bir cümle oluşturulması istenir, veya
sözcüğün sırası sorulur.
DİKKAT: Bu tip sorularda ilk işimiz; önce yüklemi bularak cümlenin sonuna
getirmek sonra da sırasıyla öznenin bulunması ve tümleçlerin önem ve
görevlerine göre cümlede uygun yerlere konmasıdır.
B) Karışık Olarak Verilen
Cümle Parçacıklarının Sıraya Konması
Bu tür sorularda cümleyi
oluşturan tamlamalar ya da cümlecikler karışık halde verilir. Bizden istenen bu
parçacıkları anlamlı ve kurallı bir cümle durumuna getirmektir. Şıklardan
hareket ederek, yargı bildiren kelime grubunu sona yerleştirip sıralama
yapabiliriz.
C) Eksik Cümlenin Tamamlanması
Bu konuyla ilgili sorularda, boş bırakılan yerlerin cümlenin anlamı ve yapısına
göre uygun kelimelerle tamamlanması istenmektedir. Böyle sorularda yapacağımız
ilk iş, seçeneklerdeki sözcüklerin, cümledeki boşlukları en anlamlı ve kurallı
şekilde tamamlanmasına dikkat etmektir. Bunun için de cümlede boş bırakılan
yerlere söz dizimi kuralına uygunluk gösteren sözcükler konulmalıdır.
Kelimelerin çekim durumlarına, tamlamaları parçalamamaya, kelimenin anlam
özelliğine dikkat edilmelidir ki cümle en anlamlı ve kurallı bir yapı kazansın.
A. YÜKLEMİN TÜRÜNE GÖRE
CÜMLELER
1. Fiil Cümlesi
2. İsim Cümlesi
B. ÖĞELERİN DİZİLİŞİNE GÖRE CÜMLELER
1. Kurallı (Düz) Cümle
2. Devrik Cümle
C. ANLAM YÖNÜNDEN CÜMLELER
1. Olumlu Cümle
2. Olumsuz Cümle
3. Soru Cümlesi
4. Emir Cümlesi
5. Ünlem Cümlesi
6. Şart Cümlesi
7. İstek Cümlesi
D. YAPI BAKIMINDAN CÜMLELER
1. Basit Cümle
2. Birleşik Cümle
a. Girişik Birleşik Cümle
b. İç İçe Birleşik Cümle
c. İlgi Cümlesi
d. Şartlı Birleşik Cümle
3. Sıralı Cümleler
4. Bağlı Cümle
1. “ki”li Bağlı Cümleler
2. Diğer Bağlaçlarla Kurulanlar
A. Yüklemine Göre Cümleler
Bir cümlenin yüklemi ya çekimli bir fiil ya da ek-fiille çekimlenmiş bir isi
olabilir.
Buna göre yüklemin türü bakımından cümleler ikiye ayrılır:
1. Fiil Cümlesi
Yüklemi çekimli bir fiil olan cümlelerdir.
Bu fiil şahıs ve kip eki alarak çekimlenir.
Türkçede (başka dillerde de) fiil cümlesi isim cümlesinden daha çok kullanılır.
Annem dün sessizce odama girdi. Beni
yine, yorgun gözlerimin önünden hiç ayrılmayan, bir gün bile elimden düşmeyen,
parmaklarımın arasında ezilip büzülen kitabımın karşısında okumaktan gözlerimin
feri kaçmış, düşünmekten alnımı kırışmış gördü. En ziyade
düşman olduğu bu cansız arkadaşıma kinli bir nazar attıktan sonra bir iskemle çekti, karşıma oturdu, bol bir
nefes aldı. Belli ki
mühim bir şey, çok düşünülen ve az söylenen endişelerden, aile üzüntülerinden
birini bana açmak istiyordu. Bunu ben
onun bir iğne izi kadar ince iki gölge ile, belirsizce çatılan kaşlarından anlamıştım, hatta bu
keşfimde o kadar ileri gittim ki, bana,
artık bu sefer katî bir tarzda, izdivaç meselesini açacağına bile hükmettim. İzdivaç
meselesi... Hakikaten de hiç yanılmamıştım.
"Kızım!" diye resmî, ciddî, yüksekten, kalın bir ses perdesiyle başladı, bir çok
defalar dinlediğim fikirleri, sebepleri, delilleri, mukayeseleri kendine mahsus
muntazam bir mantık zincirine bağlayarak, sakin, heyecansız ve soğukkanlı, söyledi, söyledi, son
hükmünü de verdi:
-Sen ilkbahara kadar, mutlaka evleneceksin! (P. Safa,
Gençliğimiz)
2. İsim Cümlesi
Yüklemi isim soylu bir kelime olup, ek-fiilin zamanlarından biri ile
çekimlenmiş olan cümlelerdir.
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu’daydık.
Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
İçinde kaybolup gittiğini sandığı bu kalabalık şehirde bir tek tanıdığı bile yoktu. Ama şimdi
sevgili öğrencileri, vefalı arkadaşları, dostları var.
Gök sarı, toprak sarı, çıplak
ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları,
İsim cümleleri genellikle iki unsurdan, özne ve yüklemden meydana gelir.
İnsan, üç beş damla kan, ırmak, üç beş damla su
Bir hayata çattık ki hayata kurmuş pusu
Mehmet Emin Yurdakul, Cenge Giderken
Ben bir Türk'üm; dinim,
cinsim uludur;
Sinem, özüm ateş ile doludur.
İnsan olan vatanının kuludur.
Türk evladı evde durmaz giderim.
Bu topraklar ecdadımın ocağı;
Evim, köyüm hep bu yerin bucağı;
İşte vatan, işte Tanrı kucağı.
Ata yurdun, evlât bozmaz, giderim.
Tanrım şahit, duracağım
sözümde;
Milletimin sevgileri özümde;
Vatanımdan başka şey yok gözümde.
Yâr yatağın düşman almaz, giderim.
]İsim cümlelerinde zarf ve bulunma ekli yer tamlayıcıları da kullanılır.
Anadolu’da dağların ve köylerin sonsuz bir biteviyeliği var.
Geyik, dağdan dağa atlarken güzel.
Bu sabah hava berrak.
Bahar geleli kargalar sınırsız bir neşe içinde.
]İsim cümlelerinde nesneyle yaklaşma ve uzaklaşma ekli yer tamlayıcıcı az
kullanılır.
Türk halkı bağımsızlığını, Ulu
Önder’e ve onunla birlikte savaşanlara borçludur.
Ek-fiil, isim soylu kelimelerin sonuna gelerek onların yüklem olmasını
sağlayan, ek hâlindeki fiildir. “imek” fiilinin ek olarak kullanımıdır. Genellikle
bitişik yazılır.
Ek-Fiil, üç kipe göre çekimlendiğinde yüklem olur:
1. Geniş zaman
İsim soylu kelimelere kişi ekleri getirilerek yapılır. Bunlar geniş zaman
eklerinin yerini tutar. Üçüncü kişilere “-dİr” eki getirilir.
“insanım, insansın, insan(dır), insanız, insansınız, insan(dır)lar”
“yorgun değilim, yorgun değilsin, yorgun değil, yorgun değiliz, yorgun
değilsiniz, yorgun değiller”
Ben bir küçük kelebeğim.
Üstümüze doğan bir güneşsin sen.
Her taraf bugün bir başka güzel(dir).
2. -di’li (bilinen,görülen) geçmiş zaman
Ek-fiilin bilinen geçmiş zaman çekimi, kavramların ve varlıkların bilinen
geçmişteki durumuna şahit olunduğunu gösterir.
“sevinçli idim, sevinçli idin, sevinçli idi, sevinçli idik, sevinçli idiniz,
sevinçli idiler”
“sevinçli değildim, sevinçli değildin, sevinçli değildi, sevinçli değildik,
sevinçli değildiniz, sevinçli değildiler (değillerdi)”
Bir güzelin hayranıydım. ‹hayranı i-di-m
Dün daha heyecanlıydın. ‹heyecanlı i-di-n
Merhametli biriydi. ‹biri i-di
3. -miş’li (duyulan,anlatılan) geçmiş zaman
Ek-fiilin bilinmeyen (öğrenilen) geçmiş zaman çekimi, kavramların ve
varlıkların öğrenilen geçmişteki durumunun başkasından duyulduğunu anlatır.
“küçük imişim, küçük imişsin, küçük imiş, küçük imişiz, küçük imişsiniz, küçük
imişler”
“küçük değilmişim, küçük değilmişsin, küçük değilmiş, küçük değilmişiiz küçük
değilmişsiniz küçük değilmişler (değillermiş)”
Suçlanan ben-miş-im. ‹ ben imişim
Meğer sen ne çalışkan-mış-sın. ‹ çalışkan imişsin
Adam yirmi yıldır evine hasret-miş. ‹ hasret imiş
Dikkat!
Ben iyi bir oku-r-um.
(Ek-fiilin geniş zamanı )
Hep iyi kitaplar oku-r-um. (Şahıs
eki )
Benim oku-r-um anlayışlıdır.
(İlgi eki ve iyelik eki)
CÜMLENİN ÖĞELERİ
Öğe:Cümleyi oluşturan bölümlerin
her birine öğe denir. Anlamlı ve doğru cümleler kurmaya yarayan bölümleridir.
Bugün / alış veriş yapmak için / çarşıya / çıkacağım.
]Anlam bozulmayacak şekilde birbirlerinden ayrılabilirler.
çıkacağım.
çarşıya / çıkacağım.
alış veriş yapmak için / çarşıya / çıkacağım.
Bugün / alış veriş yapmak için / çarşıya / çıkacağım.
]Her öğe görev ve anlam yönünden bir tek öğeye eşlik eder; onu tamamlar. Bu öğe
de yüklemdir.
*Birinci derecede önem taşıyan öğe yüklemdir.
çarşıya / çıkacağım.
alış veriş yapmak için / çıkacağım.
bugün / çıkacağım.
Bugün alış veriş yapmak için çarşıya çıkacağım.
zaman amaç yer yapılacak
bakımından bakımından bakımından iş
*İkinci derecede önemli öğe öznedir. Sadece yüklemden oluşan cümlelerde bile
öznenin varlığı, yüklemin taşıdığı şahıs ekinden anlaşılır.
Beğendi-k “-k” eki “biz”i karşılıyor.
*Sonra tümleçler gelir ki bunlar zarf tümleci, dolaylı tümleç, edat tümleci ve
nesnedir.
Hiçbir zaman kader bizi senden ayırmasın.
Zarf tüml. Özne nesne d.lı tüml. yüklem
]Bazı cümlelerde bazı öğeler hiç bulunmaz.
*Yüklemi geçişsiz fiilden oluşan cümleler nesne almazlar.
Tarlanın sınırına gelince dinlenmek üzere oturduk.
*İsim cümlelerinde tümleçler pek sık görülmez.
Ben / de / bir varisin olmakla / bugün / mağrurum.
Edat tüml. Zarf tüml.
]Öğelerin tamamı kelime veya kelime grubu hâlinde olabilir.
Yağız atlar / kişnedi, meşin kırbaç / şakladı.
Bir dakika / araba / yerinde / durakları.
Giden geminin arkasından / bakakaldı.
]Yüklem genellikle en sondadır. Diğer öğelerin yerleri anlama, anlatıma göre
değişebilir. Genellikle vurgulanmak istenen unsur yüklemin önündedir.
“Bu şehrin çilesini ben çekerim yıllardır,
Hasretini ben duyarım.”
]Cümle vurgusu yüklem üzerindedir. Vurgu, gerektiğinde özellikle belirtilmek
istenen öğe üzerine çekilebilir, ya da o öğe yükleme yaklaştırılır.
Ben Ankara’ya yerleştim.
Ben Ankara’ya yerleştim.
Ankara’ya en geç ben yerleştim.
google_protectAndRun("ads_core.google_render_ad", google_handleError,
google_render_ad);
]Asıl yargının bulunduğu cümleler gibi, ona bağlı olan yan cümleler de öğelerden
oluşur. Öğelerden oluşan bir cümle başka bir cümlenin öğesi de olabilir. Vatan için
ölenler yüreğimizde yaşarlar. (amaç)
]Öğeler bulunurken,
*Önce yüklem, sonra özne ve sonra tümleçler aranır.
*Sorular yükleme sorulup alınan cevaplar yüklemle birlikte tekrar edilmelidir.
*Öğeler bulunurken tamlamalar ve diğer kelime grupları bölünmez.
*Bağlaçlar öğe sayılmamalıdır.
Bugün alış veriş yapmak için çarşıya çıkacağım.
Kelime kelime grubu kelime kelime
Semt belediyesine bağlı bir sağlık ocağında dolaylı tüml.
fazla iş özne
olmaz. yüklem
Basit muayenelerin ve müdahalelerin dışında, zarf tüml.
ya bağlaç
hastahaneye dolaylı tüml.
hasta belirtisiz nesne
sevk ederler, yüklem
ya bağlaç
ölüler için edat tüml.
defin ruhsatnamesi belirtisiz nesne
verirler. yüklem
Masasında dolaylı tüml.
bir de bağlaç
bunların koçanları özne
olurdu. yüklem
O koçanlardan kopardığım sayfaların arka yüzüne dolaylı t.
resimler belirtisiz n.
yapar, yüklem
otomobil modelleri belirtisiz n.
çizer yük
ya da bağ
ilerde keşfetmeyi umduğum makineler b.siz n.
uydurur, yük
bir de bağ
tanıdığım artistlerin, ünlülerin listesini b.li n.
çıkarırdım. yük
Az sonra zarf t.
annem özne
gelir, yük
koçandan , dol. t.
temiz bir sayfa b.li n.
koparır, yük
ön yüzünü b.li n.
doldurur, yük
gelenin işini b.li n.
görür, yük
defin ruhsatnamesinde yukarıya dol. t.
ölenin adını b.li n.
yazar, yük
en altta dol. T.
da bağl.
hep zarf t.
kendi kaşesi ve imzası özne
olurdu. yüklem
Benim gözümde anneme ölüm karşısında üstünlük sağlayan bir şeydi yüklem
bu. özne
Ölümü belirtili nesne
başka adreslere dolaylı tümleç
gönderirdi. Yüklem.
Cümlede Anlam Farklılıkları:
1- Kınama anlamı: Kınama, yapılan işi değer
yargıları açısından değerlendirip doğru bulmayarak ayıplamaktır.
* Nasıl olur da küçücük bir çocuğun parasını alırsın.
* Böyle nur yüzlü bir ihtiyara bakılmaz mı hiç.
2- Alay anlamı: Bir kişinin veya bir durumun
yetersiz, kusurlu, gülünç yönlerini küçümseyerek eleştirmek, alay etmek
demektir.
* O kadar zeki ki liseyi altı yılda bitirdi.
* Dili çok iyi kullanır, ne de olsa sakatatçı çocuğu!
* Ne anlarsın ya resimden!
3- Yergi anlamı: Eksiklerin,sakıncalı
durumların küçümsenmesi, eleştirilmesi yergidir.
* Böyle ders çalışırsanız tabii başaramazsınız.
* Baba kendi yapmadığını çocuğundan nasıl ister ki!
* Borcunu ödemez, sözünü tutmaz, nasıl biri bu!
4- Küçümseme anlamı: Değer vermemek, önemsememek,
küçük görmektir.
* Bu soruyu ilkokul öğrencileri bile çözer.
* Üç yıl bekledin de bu arabayı mı aldın!
* Adam olacak da ailesine bakacak!...
5- Beğenme anlamı: Yapılan bir işin, oluşan bir
durumun veya kişinin değerli bulunması, değerlere uygun bulunması beğenmedir.
* Yediğim yemek nefisti.
* Verilen işi mükemmel yapardı.
* Ne giydiyse kendine yakıştırır.
6- Azımsama anlamı: Bir şeyin umulandan az
bulunması, yetersiz görülmesi, azımsamadır.
* Üç kez koşmakla koşucu olunmaz.
* Haftada bir saat sporla zayıflayamazsınız.
* Bu paraya asla çalışmam.
7- Yetersizlik, gücü yetmeme, başarısızlık anlamı:
* Birkaç soru daha çözebilseydi, sınavı kazanırdı.
* Yağmur yağınca sel baskınlarını önleyemiyor belediye.
* Konu oldukça iyi ama anlatım hiç de başarılı değil.
8- Övgü, övünme anlamı: Kişinin,
durumun, nesnenin, kavramın, üstün yönlerini de alıp değerlerini arttırmak,
övmektir. Bunu kişi kendisi veya topluluğu için yaparsa övünme olur.
Övme: * Onu bir de bilgisayarın başında gör!
* O boy, o gözler, o burun... sanki taşbebek.
* Böyle uyumlu bir aile görmemişsinizdir.
Övünme: * Biz adamı böyle mat ederiz.
* Ben olmasaydım siz zor çıkardınız buradan.
* Ben sizin yaşınızdayken...
9- Yakınma anlamı: Bir kişinin sözündeki,
davranışındaki veya çevresindeki yanlışlıklardan, eksiklerden duyulan
rahatsızlığı, kırgınlığı üçüncü bir kişiye yakınarak anlatmak, şikayette
bulunmak bir yakınmadır.
* Bir de aldığı borçlarını ödeyebilse.
* Yememiş, içmemiş, söylediklerimi öğretmene yetiştirmiş.
* Benden habersiz akşam yemeğine konuk çağırmış.
10- Sitem anlamı: Bir kişiyle ilgili alınganlık,
üzüntü, kızgınlık gibi duyguların biraz da iğneleyici bir dille ortaya
konulması sitemdir.
* Parti vermişsiniz de en yakın komşunuzu, bizi, çağırmamışsınız.
* Senin bu sözleri söyleyeceğini hiç sanmazdım.
* Aşkolsun bana da mı böyle davranıyorsun!
11- Uyarma: Bir kişiye yanlış bir iş
yapmamasını, yanlış bir davranışta bulunmamasını söylemek, uyarmaktır.
* Biraz daha sessiz olabilir misiniz?
* Derslerinizi günü gününe yapmalısınız.
* Bütün seçenekleri okumadan yanıtınızı işaretlemeyin.
12- Şaşma anlamı: Beklenmedik bir durumla
karşılaşıldığında duygu ve düşüncelerin ortaya konması şaşırmadır.
* Nasıl kesebildin bunca odunu!
* Aa! Siz de mi bu sitede oturuyorsunuz!
* Köşeyi dönünce köpekle karşılaşmayayım mı!
13- Tehdit, korkutma anlamı: Birini
kaygılandırmak, korkutmak, göz dağı vermek, tehdit etmektir.
* Bir daha seni bu evde görmeyeceğim!
* Hele bir geç kal da!...
* Bunu ne duymuş olayım ne de görmüş!
14- İkilem (tereddüt) anlamı: Kararsızlığın
ortaya konulması ikilemdir.
* Biz de sizinle gelsek mi ki!...
* Acaba biz de alsak mı ki bu arabalardan?
* Yarın sinemaya gideyim mi, gitmeyeyim mi!
15- Varsayım anlamı: Bir şeyin kanıtlanmadan geçici
olarak benimsenmesi önerisi, tahminde bulunma, öyle kabul etme varsayımdır.
* Diyelim ki enflasyon % 10'a düştü.
* Tut ki ülkedeki işsizlik sona erdi.
* Bizim görmediğimizi say.
16- Yanılgı anlamı: Düşünülen, varsayılan bir
durumun gerçekleşmemesi, yanılmayı ortaya çıkarır.
* Seni çok çalışkan biri sanırdım.
* Körfez savaşında kazançlı çıkacağımızı sanmıştık.
* Avrupa her şeyi kolaylıkla kabul edeceğimizi düşünmüş.
17- Aşamalı gelişme: Zaman içinde durumun değişip azalması
veya artması aşamalı bir gelişmeyi anlatır.
* Son yıllarda çok daha güzel yaşıyordu.
* Her yıl biraz daha güzelleşiyorsunuz.
* Damlaya damlaya göl olur.
18- Acıma anlamı: Bir kişinin ya da canlının
içine düştüğü olumsuz durumdan üzüntü duymak, acımaktır.
* Depremden kurtulanların hali yürekler acısıydı.
* Tanrı kimseyi bu durumlara düşürmesin.
* Zavallı her gün eriyip gidiyordu.
19- Koşul (şart) anlamı: Bir olgunun
gerçekleşmesi için bir başka etmenin gerekmesi, koşuldur.
* Derslerinize çalışırsanız kazanırsınız.
* Ekonomik sorunlarımızı çözelim de kalkınmış olalım.
* Düşünen kişiler çoğalırsa demokrasi gelişir.
20- Sebep (neden) anlamı: Bir durum
diğer bir durumun oluşmasına yol açıyorsa buna yeni durumun sebebi denir.
* Parası yetmediği için uçakla gelememiş.
* Sözlerinizi dinlemediğinden hata yapıyor.
* Mutluluktan uçacaktı.
21- Amaç anlamı: Bir eylemi hedeflenen bir
başka eylem için yapmak amaç gütmektir.
* Yeni bir elbise almak için çok çalışıyor.
* Gelecek kuşaklara güzel bir dünya bırakmak için çalışalım.
* Sınavı kazanayım diye gece gündüz çalışıyor.
Anlatım bozuklukları....
konu başlıkları :
*Eş anlamlı kelimelerin bir arada kullanılması
*Anlamı zaten diğer kelimelerde bulunan kelimelerin
gereksiz yere kullanılması
*Bir kelimenin yerine yanlış anlam verecek şekilde başka
bir kelime kullanılması
*Birbiriyle çelişen sözlerin bir arada kullanılması
*Eklerin yanlış kullanımı
*Özne-yüklem uyumu/ uyumsuzluğu
*Nesne-yüklem uyumsuzluğu
*Tümleç yanlışları
*Düşünme ve mantık hataları
*Fiilin veya yardımcı fiilin yanlış kullanılması
*Tamlama yanlışları
*Kelimelerin yanlış yerde kullanılması
*Birleşik cümlelerde yüklemler arasındaki uyumsuzluk
Eş anlamlı kelimelerin bir arada kullanılması
Bu konuda herkesin fikir ve görüşünü almalısınız.
Hava sıcaklığı sıfırın altında eksi sekiz derece
imiş.
Yirmi dakika geçmesine rağmen program henüz, hâlâ başlamadı.
Güç ve müşkül zamanlarda üstüne düşeni
yerine getirir.
Ben çok varlıklı, zengin biri
değilim.
Neşeli, sağlıklı, şen bir
görünüşü vardı.
Anlamı zaten diğer kelimelerde bulunan kelimelerin gereksiz yere
kullanılması
Cümlede gereksiz sözcük kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar. Bir
cümlede gereksiz sözcük bulunduğunu anlamak için, sözcük cümleden çıkarılır. Bu
durumda cümlenin anlam ve anlatımında bir bozulma oluyorsa o sözcük gerekli,
olmuyorsa gereksizdir.
“Satıcı burnu havada, kendini
beğenmiş biri.”
cümlesinde “burnu havada” sözünün verdiği anlamla “kendini beğenmiş”
sözünün verdiği anlam aynıdır. Öyleyse bu cümlede bu iki sözden biri
gereksizdir. Cümleden çıkarılmalıdır.
“Yaklaşık beş yıl kadar bu
Edirne'de oturduk.”
cümlesindeki “yaklaşık” sözcüğü ile “kadar” sözcüğü cümleye aynı anlamı
katmıştır. Bu nedenle bu iki sözcükte biri cümleden çıkarılarak anlatım
bozukluğu giderilmelidir.
Bir cümlenin anlamı içinde bulunan başka bir sözü cümlede kullanmak da
gereksiz sözcük kullanımına girer. Cümlede böyle bir sözcük varsa, o cümle de
anlatım bakımından bozuktur.
Dışarı çıkmak istediğini kulağıma alçak sesle
fısıldadı.”
cümlesindeki “fısıldadı” sözcüğü zaten “alçak sesle” yapılan bir eylemdir.
Bu nedenle ayrıca bir “alçak sesle” sözüne gerek yoktur. Bu nedenle bu söz
cümleden çıkarılarak anlatım bozukluğu giderilmelidir.
“Eve arkadaşı ile birlikte geldi.”
cümlesindeki ile edatı cümleye birliktelik anlamı kattığı için ayrıca bir
birlikte sözcüğüne gerek yoktur. Bu nedenle bu sözcük cümleden çıkarılarak
anlatım bozukluğu giderilmelidir.
Örnekler:
Şirketteki mevcut ikilik
günden güne büyüyor.
Yaşanmış deneyimlerinden hareketle bu
sonuca varıyor.
Millî maçın oynanacağı gün yaklaştıkça, ülkedeki
heyecan gittikçe artıyor.
Yanına gidiniz, konuşarak derdinizi
anlatınız.
Problemi çözmek için iki arkadaş üç saat süre ile uğraştılar.
Japonya’daki arkadaşıyla on yıl boyunca karşılıklı mektuplaştılar.
Az kalsın merdivenlerden düşeyazdı.
Çocukların davranış biçimlerinde gariplikler
görüldü.
Takımın, boyu en kısa
oyuncusu bendim.
Bir kelimenin yerine yanlış anlam verecek şekilde başka bir kelime
kullanılması.
Bazen sözcükleri yanlış şekilde başka bir anlama gelen bir sözcüğü o
anlamının dışında kullanırız. Bu tür kullanımlar cümlenin anlamını etkiler.
“Futbolcu, attığı muhteşem golle takımının galip gelmesine neden oldu.”
cümlesindeki “neden olmak” eylemi daima olumsuz anlamlar verecek biçimde
kullanılır. Oysa maçın kazanılması olumlu bir durumdur. Öyleyse “neden oldu”
sözü bu cümlede yanlış kullanılmıştır. Bunun yerine cümle “...gelmesini sağladı.”
şeklinde bitirilebilir.
“Tanımadıkları bir ortama gelen kişiler ilk başlarda çekimser olur.”
cümlesindeki “çekimser” sözcüğü yanlış anlamda kullanılmıştır. Bu sözcük
görüş bildirmekten çekinmek anlamındadır. Oysa cümlede verilmek istenen anlam
“ürkek, sıkılgan”dır. Öyleyse bu cümlede “çekingen” sözcüğü kullanılmalıdır.
Bu iki sınıf arasındaki ayrıcalık tespit
edilemedi.
Örnekler:
Yeni kaydolan öğrenciler bu kadar çekimser davranması
normaldir.
Petrol fiyatlarının ucuzlamasına halk olumlu tepki gösterdi.
Olayların gerçek yüzü araştırmalar sonucunda ortaya
çıkacak.
Küçük kızın saçları hayli büyümüş.
Ormanda yetişen bir çam fidanını salonunuzdaki saksıya ekemezsiniz.
Son dakika içerisinde attığı
golle takımının galip gelmesine yol açtı.
Başarısızlığını düzensiz çalışmasına borçludur.
Böyle hareketler ülkede demokrasinin işlememesini sağlayacaktır.
Yarın İzmir’e gidecek; buna zorunlu.
Elindeki bıçağı vücuduna batırmış.
Bu, Türkiye’ye özel bir
durumdur.
Buradan gidersek yakalanma şansımız nedir?
Birbiriyle çelişen sözlerin bir arada kullanılması
Kesinlikle yarın gelebilirler.
Şüphesiz bu sözleri bütün öğrenciler
duymuş olmalı.
Aşağı yukarı bundan tam yirmi yıl
önceydi.
Sözünü ettiğiniz şairin herhâlde on altıncı
asırda yaşadığını zannediyorum.
Eminim bu saatlerde eve gelmiş olmalı
Mutlaka bir gün çocukluk arkadaşlarını belki yine
arayacak.
Yanılmıyorsam, bu ikisinin aynı şey olduğunu tahmin
ediyorum.
Eklerin yanlış kullanımı
Öğrencilerin başarısına ilgilenmek
gerekir.
Bizi en çok sevindiren onun bu sınavı kazandığıdır.
Bazı yolcuların giriş işlemleri yapmaya başlandı.
Dünkü toplantıda Ali bize sınıf arkadaşlarını tanıştırdı.
Biricik arzumuz sınavı kazanmak ve iyi bir bölüme girmemizdir.
Bu çocuklar, fakir bir ülkenin, savaş nedeniyle kendileriyle
ilgilenilmeyen, gerekli eğitimi alamayan çocuklardır.
Yazarlarımızın köy yaşantısına ilgilenmeleri
toplumumuz açısından çok yararlıdır.
Özne-yüklem uyumu/ uyumsuzluğu
>>Türkçe'de bazı özneler olumlu, bazıları olumsuz anlamlar verir.
Buna göre yüklemlerin de olumlu, olumsuz çekimlenmesi gerekir.
“Kimse gelmemiş, maça gitmiş.”
cümlesinde “gelmemiş” olanlar ile “gitmiş” olanlar aynı ancak “kimse”
olumsuz bir öznedir ve yüklemi daima olumsuz çekimlenir. Oysa “gitmiş” olumlu
bir çekimdir. Yani ikinci cümle özneyle uyum sağlamamıştır. Buna “hepsi”
şeklinde bir özne getirilmelidir.
>>Cümlede öznenin ifade ettiği şahıslarla yüklemin bildirdiği şahıs
arasında bir uyum olmalıdır.
“Bu soruyu ancak ben ve sen çözebiliriz.”
(biz)
“Ödülü sadece ben ve sınıf arkadaşım kazanmıştık.”
(biz)
“Sen ve kardeşin hangi
okulda okuyorsunuz?” (siz)
“Sen hatta hepiniz bana yardım
edin.” (siz)
“Sen ve arkadaşların beni iyi
dinleyin.” (siz)
“Kardeşim ve annem okula
gitti.” (onlar)
cümleleri buna örnektir.
>>Öznenin insan ya da başka varlıklar olması da yüklemin tekil veya
çoğulluğunu etkiler. Eğer özne bitkiler, hayvanlar, cansız varlıklar ya da
soyut kavramlarsa, yüklem daima tekil olur. İnsanlar çoğul özne olduğunda ise
yüklem tekil veya çoğul olabilir.
“Kuşlar ağaçlarda ötüyorlar.”değil, “Kuşlar ağaçlarda ötüyor.”olmalı.
“Korkular üzerine gidildikçe azalırlar.”değil “azalır.” olacak.“Öğrenciler
öğretmeni dinliyor.”şeklinde de doğrudur, “dinliyorlar.” şeklinde de.
>>Türkçe'de sıfatlar çoğul anlam verirse isimler çoğul eki almaz. Bu
özellik genellikle belgisiz sıfatlarda görülür.
“Birçok insanlar bu kitabı beğendi.”
cümlesinde “birçok” sıfatı çoğul bir anlam verdiği hâlde “insanlar” sözü de
çoğul eki almıştır. Cümleden çoğul eki çıkarılmalıdır.
Herkes ondan nefret ediyor, yüzünü görmek istemiyordu.
İkinci cümlenin öznesi eksik. İlk özne yanlış anlam verecek şekilde ortak
olarak kullanılmış.
Hiçbiri anlatılanlara inanmıyor, kendi fikrinden ısrar ediyordu.
İkinci cümlenin öznesi eksik. İlk özne yanlış anlam verecek şekilde ortak
olarak kullanılmış.
Cümlede öznenin ifade ettiği şahıslarla yüklemin bildirdiği şahıs arasında
bir uyum olmalıdır.
Özne birinci tekil, ikinci
tekil (ben, sen)
Özne birinci tekil, üçüncü tekil (ben, o);
Özne birinci tekil, ikinci çoğul, (ben, siz);
Özne birinci tekil, üçüncü çoğul (ben, onlar)
şahıslarından oluşuyorsa
yüklem, daima birinci çoğul şahsa (biz) göre çekimlenir.
"Bu işi ancak ben ve sen
halledebiliriz."
"Dışarıda sadece ben ve o küçük çocuk kalmıştık."
"Ben ve siz yarışmada eşit durumda değildik."
"Ben ve birkaç yaşlı adam, kahvede uzun bir sohbete dalmıştık."
Eğer ;
Özne ikinci tekil ve üçüncü tekil (sen, o);
Özne ikinci tekil ve ikinci çoğul (sen, siz);
Özne ikinci tekil ve üçüncü çoğul (sen, onlar);
şahıslardan oluşuyorsa, yüklem
ikinci çoğul şahsa (siz) göre çekimlenir; ancak İkinci tekil ve birinci çoğul
(sen, biz) şahıslar özne olursa yüklem birinci çoğul şahsa (biz) göre
çekimlenir.
"Sen va annen burada ne
yapıyordunuz?"
"Sen hatta hepiniz bu konuda suçlusunuz."
"Sen ve konukların, bize yarın gelebilirsiniz."
"Galiba sonunda senle biz aynı sonuca ulaştık."
Nesne-yüklem uyumsuzluğu:
Nesne eksikliği
Bu konuda öğrenciler aralarında anlaşıp karar verecekler ve uygulayacaklar.
Söylenenlere hemen inanıyor ve her yerde savunuyordu.
Kendisine bütün sınıf adına teşekkür eder ve tebrik ederim.
Onlara niçin bu kadar yardım ediyor ve destekliyorsun?
Büyüklere gereken saygıyı göstermeli, incitmemeliyiz.
Bize yardım edeceklerine inanıyor ve bekliyoruz.
Tümleç yanlışları
Cümlede, kullanılması gereken bir ögenin bulunmaması, anlatım bozukluğuna
yol açar. Bu, daha çok ortak kullanılan ögelerde görülür. Çünkü Türkçe’de her
fiil, ögeleri aynı eklerle kendine bağlamaz.
“Türkçe öğretmeninin yanına gitti, bir soru sordu.”
cümlesindeki ögeleri inceleyelim: “gitti” ve “sordu” yüklemdir. Giden ve
soran kişi yani “o” gizli öznedir. Yani “o” ögesi her iki yüklemin ortak
ögesidir. Bu ortak ögeyi yüklemlerle kullanalım. “Türkçe öğretmeninin yanına
gitti.” doğrudur; ancak “Türkçe öğretmeninin yanına soru sordu.” denemez,
“Türkçe öğretmenine soru sordu veya ona soru sordu.” olmalı. Yani ikinci
cümleye bir dolaylı tümleç gerekmektedir.
“Bebeğe sevgiyle baktı, sevdi.”
cümlesinde nesne eksikliğinden kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Bu
bozukluk ikinci cümleye “onu” sözcüğü getirilerek giderilir:
“Bebeğe sevgiyle baktı, onu sevdi.”
Kayaya yaklaşıyor muyuz, yoksa uzaklaşıyor muyuz?
Öğrencileri, teşvik etmeli, yüreklendirmeli, destek olmalıyız.
Olanları böyle değerlendirmek, bu gözle bakmak gerekir.
Öğrencileri rahat edecekleri odalara yerleştirmiş, bütün imkânları
sağlamıştı.
Duvarları kirletmek,yazı yazmak kesinlikle yasaktır.
Bu güçlüklere nasıl göğüs gerdi, nasıl başa çıktı?
Düşünme ve mantık hataları
Problemleri karşılıklı anlayış ve birlik içinde çözeceğiz.
Yiyecek bir lokma ekmeğimiz hatta yemeğimiz bile yok.
Bu yazıyı değil okumak, anlamak bile imkânsız.
Bölgeyi iyi tanımasına rağmen her yeri gezdi.
Yarın mutlaka bir gazete almayı unutmayın.
Yarının mutlu günlerine özlem duyuyorum.
Fiilin veya yardımcı fiilin yanlış kullanılması
--Ben ona ağabey, o da bana kardeşim derdi.
(Ben ona ağabey derdim, o da bana kardeşim derdi.)
--Bazı yiyecekler sağlığı yerinde ve yaşlı olmayan kişilerce özellikle
yenmelidir.
(Bazı yiyecekler sağlığı yerinde olan ve yaşlı olmayan kişilerce özellikle
yenmelidir.)
--Kitap için kendisine verilen paranın eksik ve yeterli olmadığını söyledi.
(Kitap için kendisine verilen paranın eksik olduğunu ve yeterli olmadığını
söyledi.)
Ekşiyi az, acıyı ise hiç sevmezdi.
Gerekli yerlere başvuruda bulunmuş, ama bir sonuç almış değiliz.
Çorbaya biraz acı, biraz da tuz ve limon sıkılabilirdi.
Boyu kısa, bedeni de pek biçimli değildi.
Hangisinin başarılı, hangisinin başarılı olmadığını öğreneceğiz.
Çok az veya hiç çalışmadan çok para kazananlar var.
Tamlama yanlışları
Verilen cümledeki özne ve zarf tümlecini bulun.
Bu ülkeye teknik ve bilgi yardımında bulunulacak.
Pasta ve meyve suyu ikram edilecek.
Son derste belgisiz ve sayı sıfatlarını öğrendik.
Siyasî ve ekonomi ilişkileri çıkmaza girdi.
Bu bölge coğrafî ve iklim açısından ilgi çekici özelliklere sahiptir.
Kar yüzünden tüm özel ve devlet okulları tatil edildi.
Ülkemiz Bosna’ya askerî ve gıda yardımı yaptı.
Şehrimizde çeşitli kültürel ve sanat etkinlikleri gerçekleştirildi.
Kelimelerin yanlış yerde kullanılması
Bazen sözcük doğrudur ancak cümlede bulunduğu yer doğru değildir. Bu durum
cümlenin anlamını bozar.
“Yeni durağa varmıştım ki otobüs geldi.”
cümlesinde “yeni” sözünün yeri anlatımda bozukluğa yol açmıştır. Çünkü
burada söylenmek istenen, durağın yeniliği değil, durağa varmanın yeni, henüz
yapıldığıdır. Cümlenin doğrusu:
“Durağa yeni varmıştım ki otobüs geldi.” şeklinde olmalıdır.
Yeni durağa gelmiştik ki otobüs de hemen geldi. (değil)
Durağa yeni gelmiştik ki otobüs de hemen geldi. (olmalıdır.)
Bu toplantıda çekinmeden düşünceler dile getirilmeli. (değil)
Bu toplantıda düşünceler çekinmeden dile getirilmeli. (olmalıdır.)
Her yolda kalan insana yardım etmeliyiz.(değil)
Yolda kalan her insana yardım etmeliyiz.(olmalıdır.)
İdare, henüz yarın ders yapılıp yapılmayacağını bildirmedi.(değil)
İdare, yarın ders yapılıp yapılmayacağını henüz bildirmedi.
İzinsiz inşaata girilmez.(değil)
İnşaata izinsiz girilmez.(olmalıdır.)
Birleşik cümlelerde yüklemler arasındaki uyumsuzluk
Her ne kadar iyi hazırlanılmışsa da istenilen sonucu alamadı.
Bir yıl boyunca devamlı çalışarak kazanıldı.
Her ne kadar şehir dışına taşınmışsa da beklenen huzur bulunamamıştı.
İmlâ(Yazım)
Kuralları - Ders Notları
1. Büyük ve Küçük Harflerin
Kullanımı
Alfabemizde (Lâtin alfabesi) her harfin bir büyük, bir de küçük şekli vardır.
Yazıda yaygın olarak küçük harf kullanılır. Ancak belirli yerlerde büyük harf
kullanılmalıdır.
Büyük harfle küçük harf arasında okunuş olarak fark olmasa da yazılış olarak
büyük farklar vardır.
Büyük ve küçük harflerin kullanımı ile ilgili kurallar şunlardır:
] Her cümlenin ilk kelimesi büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamayan bir
kelime dizisi, öncesi yazılmamış ya da silinmiş bir cümle zannedilebilir.
“Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye
atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!”
“Ömür, yarınlara bağlanan ümitlerle geçip gitmekte, gafilcesine kavgalarla,
gürültülerle, didinmelerle tükenip durmadadır. Sen aklını başına al da, ömrünü,
şu içinde bulunduğun bugün say.” (Mevlâna)
„ Noktayla, iki noktayla, üç noktayla, soru ve ünlem işaretleriyle biten
cümlelerden sonra gelen cümleler büyük harfle başlar.
-Ah, bilsen biz senin ıstırabını ne iyi anlıyoruz! Biz ki her şeyi görür ve
anlarız. Düşün, bir elbiseyle bir vücut arasındaki esrarlı rabıtayı düşün. O
elbise ki terzinin elinden vücudun basit hendesesine göre yapılmış mânasız bir
kalıp hâlinde çıkar ve sonra bir vücuda yapışıp onun bütün hareketleriyle
yaşamaya başlayınca ne hâle gelir, düşün! Başlangıçta hiçbir şey ifade etmeyen
elbiseler atılacağı güne kadar vücudun her hareketini saniyesi saniyesine kaydeden
korkunç bir hâfızadır. Birçok oturuş şekillerinin kabarttığı diz kapaklarımızı
düşün! Her duygunun hususi bir biçim verdiği omuzlarımızı düşün! Kambur
vaziyetlerinde nasıl arkaya toplandığımızı, bütün mafsal yerlerinde nasıl
halkalaştığımızı düşün! Vücudun sonsuz hareketleri içinde bize düşmeyen pay
hangisidir? Bunların içinde sefaletlerin, açlıkların, ihtirasların,
cinayetlerin, coşkunlukların, kahkahaların alnımıza çizdiği hep hususî bir
çizgi vardır. İnsanlar sanırlar ki, bizim üstümüzdeki her çizgi, her intiba,
bir diğer çizgi veya intiba ile silinir, hepsi birbirine karışır, manasız bir
halita olur ve sonunda biz eskimiş bulunuruz. Eskiriz, fakat insanlardan evvel
eskidiğimiz için onlardan daha ince ve hassas olan biz, bütün çizgiler ve
intibalarımızı hep birbirinin içinde saklarız. Bu böyle bir halitadır ki, bunun
düğümünü ele geçirebilen göz onu çözdükçe, doğumumuzdan ölümümüze kadar bütün
hayatımızı, zamanın atomları içinde sıkıştırır ve bu korkunç, ah, bu korkunç
hafıza küpü içinde, mazinin, birbirinin üstünden akan küçük yılanlar hâlinde
nasıl kaynaştığını görür. Fakat o göz kimde vardır? Kimsede... Yalnız bizde...
Biz, ki her şeyi görür ve anlarız, seni görüyor ve anlıyoruz... Bize artık
hikâyeni anlatma!... Ne lüzum var? Biz onu biliyoruz. Ben sana kendi hikâyemi
ne diye anlatayım? Sen de onu bilirsin. Beni bir ölünün üstünden çıkardılar.
Burada satın alacak adam bekliyorum. Öbürü tıpkı benim gibi, bugün bir ölünün
üstünden çıkmadıysa yarın ikinci gün veya üçüncü gün çıkacak. Düşün, düşün, biz
insanlardan evvel eskidiğimiz hâlde kaç insan eskitiyoruz? Bizim ıstırabımızı
düşün! Biz vücutsuz kalan bir elbise miyiz, yoksa elbisesiz kalmış bir
ıstırabın vücudu mu? (Necip Fazıl, Eski Elbiselerin Hafızası)
Orhun Kitabesi’nde Türk hakanı şöyle diyor: Türk Tanrısı, Türk milleti yok
olmasın diye atalarımı gönderdi ve beni gönderdi. Ben hakan olunca gündüz
oturmadım, gece uyumadım. (Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları)
„Bu işaretler asıl cümlenin içinde, yani iç cümlede ise sonraki kelime büyük
harfle başlamaz:
"Durun!" diye bağırdı annem.
Bu kez çocuk, "Bu peri midir, melek mi?" diye düşünerek, öğretmene
hayranlıkla baktı.
„İki noktadan sonra cümle gelmiyorsa, örnekler sıralanıyorsa bunlar büyük
harfle başlamaz:
Bazı mastarlar kalıcı nesne adı olmuşlardır: yemek, çakmak, dolma, dondurma,
kavurma, buluş...
„Örneklerle başlayan cümleler de büyük harfle başlar:
Bilgisayar, sinema, tiyatro, internet, fotoğraf gibi hobiler, pahalılık
yüzünden lüks gibi görülmektedir.
„Cümle içerisinde başkasından aktarılan ve tırnak içinde verilen cümleler de
büyük harfle başlar:
Atatürk gençliğe seslenirken ilk önce “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk
istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.”
demektedir.
„Tırnak içinde verilen söz tam bir cümle değilse veya cümlenin baş kısmı
verilmemişse büyük harfle başlamaz.
Nabi’nin “......... var içinde” redifli gazeli açıklanacak.
„İki kısa çizgi veya iki virgül arasında verilen ara sözler, ara cümleler,
açıklama cümleleri büyük harfle başlamaz.
Bu konuda kararlı olduktan sonra –geç karar vermiş olsan da- başarıya
ulaşırsın.
Başımın ağrısı yazları –sıcaklardan olmalı- daha da artar.
Kalıcı konutları bu yıl sonuna kadar –geçen seneki lâf- yetiştireceklermiş.
Çıkmamız gereken uygar milletler seviyesini –ki bu seviyeye hâlâ çok uzağız-
Mustafa Kemal hedef olarak göstermişti bize.
Bu işi 2000 sununa kadar bitireceklerini –inanılacak gibi değil- söylüyorlar.
Bu adam, seni temin ederim, sahtekârın biridir.
Cihan yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz.
„Rakamla başlayan cümlelerde rakamdan sonra gelen kelime büyük harfle başlamaz.
1998 yılında ortaokulu bitirdim.
] Şiirde her mısra (birkaç mısra bir cümle oluştursa da) büyük harfle başlar.
Küçük harfle başlatılmış bir mısraın ilk kelimesi veya kelimeleri silinmiş veya
yazılmamış zannedilebilir. Günümüz şiir kitaplarında bu kurala çoğunlukla
uyulmamaktadır:
...
Bir de baharlar bilirim,
Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği.
Anadolu bozkırlarında
İstanbul'dan çıkıp, Diyarbekir'e doğru, tekerleri
Yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğuyla içen
Cesur otobüs pencerelerinden
Bilinçsiz bas kaymasıyla görülen
Evrensen kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında
Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının
Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken
Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen.
] Bütün özel isimler (özel ismi oluşturan her kelime ve onları niteleyen,
tanıtan unvanlar) büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamazsa cins ismi
zannedilebilirler:
„ Kişi adları ve soyadları, takma adlar, kişi adlarından önce ve sonra gelen
saygı sözleri, unvanlar ve meslek adları, tarihî kişilerin adlarından önce
gelen unvan ve lâkaplar büyük harfle başlar:
Ali, Meltem, Mehmet, Meral, Yasemin, Uğur, Barkın...
Binbaşı Ömer, Doktor Kenan, Mütercim Asım, Ankaralı Âşık Ömer...
Mustafa Kemal Atatürk, Mehmet Akif Ersoy, Nazım Hikmet Ran, Yavuz Bülent
Bakiler, Kâmuran İnan, Victor Hugo, Halil Cibran...
Nedim, Fuzulî, Bakî, Muhibbî (Kanuni), Demirtaş (Ziya Gökalp), Tarhan (Ömer
Seyfettin), Aka Gündüz (Hüseyin Avni, Eniz Avni), Kirpi (Refik Halit), Deli
Ozan (Faruk Nafiz), Halide Salih (Halide Edip), Server Bedi (Peyami Safa),
İrfan Kudret (Cahit Sıtkı), Mehmet Ali Sel (Orhan Veli)...
Sayın Kenan Evren, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Hamdi Bey, Mustafa Efendi,
Zeynep Hanım, Bay Ali Çiçekçi, Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Doktor Behçet Uz,
Mareşal Fevzi Çakmak, Yüzbaşı Cengiz Topel...
Fatih Sultam Mehmet, Mimar Sinan, Yavuz Sultan Selim, Genç Osman, Deli İbrahim,
Avcı Mehmet, Nişancı Mehmet Paşa, Aslan Yürekli Richard, Deli Petro...
„Akrabalık adları bildiren kelimeler büyük harfle başlamaz. Ancak akrabalık
kelimeleri başta gelirse büyük harfle başlar.
Fahriye abla, Ayşe teyze, Numan amca...
Nene Hatun, Baba Gündüz, Dayı Kemal...
„Resmî yazılarda saygı bildiren sözlerden sonra gelen makam mevki, unvan
bildiren kelimeler büyük harfle başlar:
Sayın Bakan, Sayın Başkan, Sayın Profesör, Sayın Vali...
„ Kurum, kuruluş, kurul, müessese, makam, üniversite isimleri:
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mamak Anadolu Lisesi, Yeşilay Derneği, Türk Dil
Kurumu, Ege Üniversitesi, Kars Valiliği, Mamak İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü,
Bakanlar Kurulu, Emek İnşaat, Millî Kütüphane, Türk Ocağı...
„Kurum, merkez, bakanlık, üniversite, fakülte, bölüm vb. ifade eden kelimelerden
herhangi biriyle belli ve özel bir kurum, kuruluş vb. kastedildiği zaman bu
kelime büyük harfle başlatılabilir:
Bu yıl Meclis yine boş, faydasız ve sadece milletvekillerinin işine gelecek
şeylerle uğraşacak gibi.
Son yıllarda Bakanlık, kendi elemanları aleyhine çalışmaya başladı.
„ Millet, kavim, boy, oymak, din, mezhep isimleri ve bunlara mensup olanlara
verilen isimler:
Türk, Türkler, Yunan, İngiliz, Çeçen, Ruslar, Alman, Arap...
Oğuz, Kazak, Tatar, Özbek, Tacik...
Müslüman, Musevî, Hıristiyan...
Müslümanlık, İslâm, Musevîlik, Hıristiyanlık...
Şiilik, Budizm, Malikîlik, Hanefîlik...
Hanefî, Şafiî, Alevî, Budist, Katolik...
„Din ve mitoloji kavramlarını karşılayan özel adlar büyük harfle başlar. Bazı
dinî kavramlar küçük harfle başlar. Tanrı kelimesi özel isim olarak
kullanılmıyorsa küçük harfle başlar:
Allah, Tanrı, Cebrail, Zeus, Kibele...
cennet, cehennem, uçmak, tamu, sırat köprüsü...
Eski Yunan tanrıları...
„ Dil ve lehçe isimleri:
Türkçe, Farsça, Fransızca, Macarca, Fince, Tibetçe, Kırgızca, Özbekçe, Tatarca,
Oğuzca...
„ İl, İlçe, Semt, mahalle, cadde, bulvar, sokak, pasaj, çarşı, park isimleri
(bunlarda geçen tüm kelimeler) büyük harfle başlar:
Sivas, Ankara, İstanbul, Mamak, Yenişehir, Şirinevler, Dikimevi, Atatürk
Bulvarı, İvedik Caddesi, Gönül Sokak, Şaziyem Pasajı, Kuyumcular Çarşısı,
Güvenpark, Altınpark, Kuğulu Park...
„Saray, köşk, han, kale, köprü, anıt vb yapı adlarına ait bütün kelimeler büyük
harfle başlar:
Topkapı Sarayı, Çankaya Köşkü, Ankara Kalesi, Galata Köprüsü, Atakule...
„ Devlet, ülke ve bölge isimleri:
Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri, Afganistan, İran,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti...
Batı Almanya, Batı Trakya, Güney Yemen, Doğu Avrupa, Doğu Anadolu Bölgesi, İç
Anadolu (Bölgesi), Ege, Marmara...
Not: Yön bildiren kelimeler bir bölge veya ülke adından önce gelirse büyük,
sonra gelirse küçük yazılır.
Kuzey Kıbrıs’a tatile gittik.
Kıbrıs’ın kuzeyine tatile
gittik.
Doğu Anadolu’nun coğrafyası...
Anadolu’nun doğusundaki dağlar...
„ Kıta isimleri:
Avrasya, Asya, Avrupa, Afrika, Amerika, Antarktika, Arktika, Avustralya.
„ Deniz, okyanus, göl, akar su, boğaz, geçit isimleri:
Akdeniz, Karadeniz, Manş Denizi, Büyük Okyanus, Atlas Okyanusu
Van Gölü, Hazar Denizi, Beyşehir Gölü, Kızılırmak, Yeşilırmak, Sakarya, Seyhan,
Fırat, Nil, İstanbul Boğazı,Panama Geçidi, Süveyş Kanalı ...
„ Dağ, tepe, ova, yayla isimleri:
Elmadağ, Uludağ, Ağrı Dağı, Erciyes (dağı), Everest Tepesi, Çukurova, Konya
Ovası...
Dikkat!
“Çanakkale Boğazı, Gülek Geçidi, Haymana Ovası, Konya Ovası, Van Gölü, Ağrı
Dağı” gibi her iki harfi de büyük
yazılan özel isimlere dikkat edilirse, birinci kelimenin zaten il olarak mevcut
olduğu; ikinci kelime eklenince oluşan ismin o ile ait ama yeni ve özel bir
varlığı karşıladığı görülür. Yani iki kelime birden kastedilen varlığa aittir.
Meselâ Çanakkale Boğazı sadece Çanakkale kelimesiyle ifade edilemez.
Hâlbuki Hürriyet gazetesi, Marmara
denizi, Altay dağları, Nil nehri, Ankara şehri, Fırat nehri, Erciyes dağı gibi
örneklerde birinci kelime büyük, ikinci kelime de küçük harfle başlamaktadır.
Bunun sebebi bu kelimelere eklenen ikinci kelimelerle yeni bir özel isim
oluşturulmuş olmamasıdır. Hürriyet zaten bir
gazete adı; Nil zaten bir
nehir adı; Ankara zaten bir
şehir adı;Erciyes zaten bir dağ adıdır. Erciyes
dağı, Erciyes kelimesi ile de ifade edilir.
„ Gezegen ve yıldız adları büyük harfle başlar. Ancak dünya, güneş ve ay
kelimeleri terim olarak (astronomi ve coğrafya terimi) kullanılıyorsa özel isim
olduğu için büyük; diğer anlamlarında (gerçek, mecaz, yan, eş, deyim vb.)
kullanılıyorsa cins ismi olduğu için küçük harfle başlar:
Merih, Mars, Jüpiter, Venüs, Küçükayı, Halley...
Ay’ın yakından çekilmiş fotoğrafları insanlığı pek şaşırtmıştı.
Yazın Güneş ışınları Dünya’ya dik olarak gelir.
Türkiye’nin birçok yerinde insanlar Güneş tutulmasını seyretti.
Sabahtan beri dünya kadar yer dolaştık.
Şair sevgilisinin yüzünü aya benzetir. (ayın kendisine değil, görünüşüne)
„ Kitap, gazete, mecmua, eser, kanun, tüzük, yönetmelik, yönerge, genelge
isimleri büyük harfle başlar. Bunlara dahil olmayan kelimeler küçük harfle
başlar:
Tercüman (gazetesi), Zaman (gazetesi); Nokta (dergisi), Aktüel (dergisi); Türk
Dili (dergisi), Virgül; Yaprak Dökümü, Semerkant; Resimli Türk Edebiyatı
Tarihi, Türk Ansiklopedisi; Halı Dokuyan Kızlar (tablosu), Düşünen Adam
(heykeli), Medenî Kanun, Borçlar Hukuku...
„ Hayvanlara takılan özel isimler:
Düldül, Sarıkız, Fino, Tekir, Karabaş, Yumoş, Minnoş...
„Yer ve millet adlarıyla kurulan birleşik kelimelerdeki özel adlar büyük harfle
başlar.
Antep fıstığı, Brüksel lâhanası, Hindistan cevizi, İngiliz anahtarı, Maraş
dondurması, Van kedisi...
] Yazı başlıkları, konu adları büyük harfle başlar:
İmlâ Kuralları, Dil Bilgisinin Bölümleri, 19. Yüzyılda Türk Edebiyatının
Seyri...
] Gazete ve dergiler konu başlıklarında sadece ilk kelimeyi büyük harfle
başlatırlar:
Kamyon eve girdi, Büyük seçim yarın...
] Kitap, gazete, dergi isimleriyle konu başlıklarındaki “ile, ve, de, ya da,
ki” bağlaçlarıyla soru ekinin küçük yazılması gerekir:
Başarmak ve Kazanmak, Türk Dili ve Edebiyatı, Karga ile Tilki, Ya Devlet Başa
ya Kuzgun Leşe, Ben de Yazdım...
] Kitap, gazete, dergi isimleri ve konu başlıkları -dikkat çekmek için-
bütünüyle büyük harfle yazılabilir. Bu durumda aralardaki “ile, ve, de, ya da,
ki” bağlaçlarıyla soru ekinin küçük yazılması gerekir:
Başarmak ve Kazanmak, Türk dili ve edebiyatı, karga ile tilki...
(Başka bir bilgi: Yazı başlıkları tamamen büyük harfle yazılmışsa, bağlaçlar da
tamamen büyük harfle yazılır. Başlıkların sadece baş harfleri büyük yazılmışsa,
bağlaçlar küçük harfle başlar.)
] Mektuplarda ve resmî yazılarda hitapların ilk kelimeleri büyük harfle başlar:
Aziz kardeşim, Canın anneciğim, Sevgili kardeşim Hakan...
] Ay ve gün adları, belirli bir tarih belirttiğinde büyük; bunun dışında küçük
harfle başlar:
Bu yıl 2 Eylül’de döneceğiz.
15 Kasım 1999 Pazartesi günü konferans yapılacak.
Bu yıl temmuz sıcaklarında kavrulduk.
Bu sokakta salı günleri pazar kurulur.
]Levhalar ve açıklama yazıları büyük harfle başlar. Yazı birkaç kelimeden
oluşuyorsa ilk kelime büyük harfle başlar. Yazı rakamla başlamışsa ondan
sonraki kelime küçük harfle başlar.
Giriş, Çıkış, Müdür, Müdüriyet, Vezne, Başkan, Doktor
Otobüs durağı, Şehirler arsı telefon...
III. kat, IV. sınıf, I. blok...
]Kurultay, sempozyum, panel vb toplantıları bildiren özel adlar büyük harfle
başlar:
Manas Bilgi Şöleni, Uluslar Arası Türk Dili Kurultayı...
]Millî ve dinî bayramlarla bayram niteliği kazanmış günler büyük harfle başlar.
Ancak genel nitelik arz edenler küçük harfle başlar:
Cumhuriyet Bayramı, Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik
ve Çocuk Bayramı, Nevruz Bayramı, Anneler Günü, Öğretmenler Günü, Tıp Bayramı,
tiyatro günü, kitap haftası, film haftası, sağlık haftası, dil kurultayı.
] Çağ, dönem ve tarihî olay adları büyük harfle başlar:
Cilâlı Taş Devri, İlk Çağ, Millî Mücadele, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı...
] Özel isimlerden türetilen
isim, sıfat ve fiiller büyük harfle başlar ve ekleri de kesme işareti ile
ayrılmaz. Bu özel isimler türetilen kelimenin içinde kalıyorsa büyük harfle
başlamaz:
Türkleşmek, İslâmlaşmak, Türkolog, Darvinci, Sivaslı, Ankaralı, Türkçecilik,
Avrupalı...
Panislâmizm, Panturanizm, Pantürkizm...
„Özel isim kendi anlamı dışında yeni bir anlam kazanmışsa küçük harfle başlar.
Müzik terimleri için de bu geçerlidir:
acem, acemi, hicaz, nihavent, amper, jul, allahlık, donkişotluk...
acembuselik, acemaşiran, bayatî, hicazkâr, türkü, varsağı...
2. Kısaltmaların Yazımı
Kısaltma; bir kelime, terim veya özel adın içerdiği harflerden biri veya
birkaçı ile daha kısa olarak ifade edilmesi ve sembolleştirilmesidir. Yapılan
kısaltmaların benimsenmesi, yaygınlaşması ve herkes tarafından anlaşılması
gerekir.
AA, AB, ABD, age., AGİK, AIDS, aids, AKM, Alb., Alm., anat., AOÇ, AP, APS,
Apt., Ar., Ar. Gör., ark., Asb., ASELSAN, Asist., ASKİ, AŞTİ, AT, Atğm., ATO,
AÜ, AÜ, AÜ, Av., B (batı), B. (bay), bağ., BAĞ-KUR, BBC, BCG, BDT, bk.
(bakınız), BM, Bn. (bayan), BOTAŞ, Bşk., C. (cilt), DGM, dm, EKG, ed.
(edebiyat), FIFA, Fr., g, GAP, gr, HABITAT, Hz., İETT, KBB, km, l, m, Mah., MKE,
No. veya Nu., öl., sn (saniye), TIR, TL, yy., zool.
„ Kurum, kuruluş, müessese, makam, üniversite adlarının kısaltmalarında bütün
harfler büyüktür. Harfler arasına nokta koymaya gerek yoktur.
TRT, TBMM, İTÜ, DSİ, TDK, TTK, MEB, AÜ DTCF, DAÜ, D, B, K, G, KB, GB, KD, GD
(son sekizi yön adı)
Bu kısaltmalardan sonra gelen çekim ekleri kesme ile ayrılır. Ekler son harfin
okunuşuna göre belirlenir; kelimenin uzun şeklinin okunuşuna göre değil:
MEB’e, TBMM’nin, DTCD’ne değil DTCF’ye, İTÜ’nden değil İTÜ’den
]Bazı kısaltmalar da kelime gibi oluşturulmuştur.
ASELSAN, BOTAŞ, İLESAM, SEKA, TÖMER, TEDAŞ
Bunlara getirilen ekler de düz okunuşa göre belirlenir:
ASELSAN’da, BOTAŞ’a, İLESAM’ın, SEKA’nın, TÖMER’den, TEDAŞ’ta
]Nokta kullanılan kısaltmalar da vardır. Bunlardan sonra getirilen ekler
kesmeyle ayrılmaz:
K.K.K., M.Ö., M.S., P.K., T.C.
„ Özel isim veya unvan olan bir kelime birkaç harfle kısaltılıyorsa yalnız ilk
harf büyük yazılır.
Prof., İst., Doç., Dr., Av., Alb., Gen.
Alm. (Almanca), İng., Kocatepe Mah., Güniz Sok.
Bu kısaltmalara ek getirilirken kelimenin uzun şeklinin okunuşu esas alınır;
ekler kesmeyle ayrılmaz:
İst.da, Alm.yı, İng.ye
„ Özel isim olmayan kelimelerin kısaltması küçük harfle başlar.
C. (cilt), s. (sayfa), bkz.(bakınız), vb. (ve benzeri), vs. (ve saire), is.
(isim), sf. (sıfat), hz. (hazırlayan), çev. (çeviren), ed. (edebiyat), fiz.
(fizik), kim. (kimya)
Bu kısaltmalara ek getirilirken kelimenin uzun şeklinin okunuşu esas alınır;
ekler kesmeyle ayrılmaz:
vb.leri, vs.den, is.ler, sf.lar, hz.da, çev.e, ed.ı, fiz.le, kim.da
„Elementlerin ve ölçülerin kısaltmalarında nokta kullanılmaz:
C, Ca, Fe, m, mm, cm, km, g, kg, l, mg...
Bu kısaltmalara ek getirilirken kelimenin uzun şeklinin okunuşu esas alınır;
ekler nokta kullanılmadığı için kesmeyle ayrılır:
m’ye, mm’de, cm’yi, km’ye, g’dan, kg’dan, l’de, mg’ı
„Sert sessizle biten kısaltmalara ünlüyle başlayan ek getirildiğinde okunuşta
sondaki sert ünsüz yumuşamaz:
AGİK’in (agiğin değil agikin), TÜBİTAK’a (tübitağa değil tübitaka)
Ancak “birlik” kelimesiyle kurulan kısaltmalarda yumuşama görülür:
ÇUKOBİRLİK’e (çukobirliğe)
3. Ek-Fiilin Yazımı
Ek-fiil isimlerin yüklem olmasını sağlayan ektir..
a. Ek-fiil (imek fiili) eklendiği kelimeye bitişik de yazılabilir ondan ayrı
da... Ama genellikle bitiştirilir. Ayrı yazıldığı zaman ünlü uyumlarına uyup
uymadığına bakılmaz. Bitişik yazılan ek-fiil “büyük ve küçük ünlü uyumu”
kurallarına uyar.
1. Sessiz harfle biten kelimeye bitiştiriliyorsa, başındaki “i” düşer:
rahatsız idim›rahatsızdım,
çocuk ise›çocuksa,
Serkan imiş›Serkan’mış,
koşar iken›koşarken
Suçlanan ben imişim›benmişim
Biz imişiz›bizmişiz
Meğer sen ne çalışkan imişsin›çalışkanmışsın
Çalışkan imişsiniz›çalışkanmışsınız
Adam yirmi yıldır evine hasret imiş›hasretmiş
2. Sesli harfle biten kelimeye bitiştiriliyorsa, başındaki “i” düşer ve yerine
“y” kaynaştırma harfi gelir:
Bir güzelin hayranı i-di-m›hayranıydım, hayranı idik›hayranıydık
Zeki idi›zekiydi
Ali imiş›Ali’ymiş,
Hasta ise›hastaysa,
Nöbetçi iken›nöbetçiyken,
Merhametli imişler›merhametliymişler
Merhametliler imiş›merhametlilermiş
b. Fiillere getirildiğinde onların birleşik zamanlı çekimlerini yapmayı
sağlayan ek-fiil bitişik de ayrı da yazılabilir:
çalışmış i-di-k›çalışmıştık
okuyor i-se›okuyorsa
okuyor i-miş-ler/okuyorlar imiş›okuyorlarmış
4. “ile” Edatının (Hem edat, hem bağlaç)Yazımı
Edat ve bağlaç olarak kullanılır.
Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da...
Bitişik yazılan “ile” kelimesi “büyük ve küçük ünlü uyumu” kurallarına uyar.
Ayrı yazıldığında ünlü uyum kuralları aranmaz:
arabası ile›arabasıyla, konu ile›konuyla,
annem ile babam›annemle babam
Ünlüyle biten kelimelere bitiştirildiğinde, baştaki “i” ünlüsü düşer ve yerine
“y” kaynaştırma harfi gelir:
Bora ile›Bora’yla, sopa ile›sopayla, dava ile›davayla, arkadaşı
ile›arkadaşıyla, dolayısı ile›dolayısıyla...
Ünsüzle biten kelimelere bitiştirildiğinde, sadece baştaki “i” ünlüsü düşer,
büyük ünlü uyumuna göre “la” veya “le” şeklinde kullanılır.
Murat ile›Murat’la, cam ile›camla, deve ile›deveyle...
5. “mi” Soru Ekinin Yazımı
Hem isimlere hem de fiillere getirilen bir çekim ekidir.
„ “-mİ”, kendinden önceki kelimden her zaman ayrı (bir kelime gibi) yazılır:
Gelecek miydin? (fiile)
Sen misin? (isme)
Geldi mi?, okuyor mu?, onlar mı?, özgün mü?...
Sen burada mısın?
Bizi duyuyor musunuz?
İzmir mi yoksa İstanbul mu daha güzel?
Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda?
„ Eklendiği kelimenin son sesine, dolayısıyla büyük ve küçük sesli uyumu
kurallarına uyar:
Salı mı? Sen mi? O mu? Ölü mü?
„ Soru ekinden sonra gelen ekler kendisine bitişik yazılır.
Seni çağıran bu çocuk muydu?
„ Soru anlamı vermediği zamanlarda da ayrı yazılır.
Yağmur yağdı mı dışarı çıkmak isterim.
Güzel mi güzel bir evi var.
6. “dE” Bağlaının ve “-dE” Hâl Ekinin Yazımı
“de” bağlacı ve “de” eki birbirinden kolayca ayırt edilebilir. Aşağıda, dikkat
edilmesi gereken noktalar da verilmiştir.
a. “dE” Bağlacı
Her zaman kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı ve “de, da” şeklinde
yazılır; bitiştirilmez, “te, ta” şeklinde yazılmaz.
“ya” ile birlikte kullanıldığında da ayrı yazılır: “ya da”
İsimlerden sonra da kullanılabilir, fiillerden sonra da.
Kelimenin son hecesine kalınlık-incelik bakımından uyar. Ama ünsüz uyumuna
bağlı değildir, yani –te, -ta şekilleri yoktur.
Gölgende ban da bana da yer ver.
Ateşten kızaran bir gül arar da
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi.
Bu soruyu Ali de mi bildi?
Sorsan da söylemem.
Çalış da çalış...
Büyüyecek de bana
bakacak.
Çalışıp da kazanacaksın.
Alacak ya da almayacak.
b. “-dE” Hâl Eki
İsim çekim eklerindendir.
İsmin bulunma hâlini yapan hâl ekidir.
Yer ve zaman bildirir.
Sesli uyumlarına uyar.
“dE” bağlacının yalnız “de”, “da” biçimleri varken; “-dE” hâl ekinin “-de”,
“-da”, “-te”, “-ta” biçimleri vardır. Bunun sebebi ekin bitişik yazılıyor
olmasıdır.
Yapım eki olarak da kullanılabilir:
Eski İstanbul'da ne güzel
günler yaşanmış.
Saat yedide mi
gelecekmiş?
Her şey yerli yerinde.
Suyu bir yudumda içti.
Siz ayakta kaldınız.
Çamaşırları elde yıkıyormuş.
Yılda yirmi gün izni var.
Yüzde yetmiş başarı vardı.
Ayda yılda bir uğrar oldu.
Elde avuçta ne varsa bitti.
Parmak kalınlığında yaprakları
var.
Peyami Safa'nın "Sözde Kızlar"ını
okudun mu?
7. “ki” Bağlacının, “-ki” İlgi Zamirinin ve “-ki” Yapım Ekinin Yazımı
Aşağıda bu bağlacın ve iki ekin birbirinden ayırt edilmesi için dikkat edilmesi
gereken noktalar da verilmiştir.
a. “ki” Bağlacı
Sadece “ki” biçimi vardır.
Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır.
Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak
kullanılır.
“ki” ile başlayan bir ara cümle asıl cümlenin içinde kısa çizgiler arasında
verilebilir:
Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-
Yağmur yağmadı ki mantarlar ortaya çıksın.
Atatürk diyor ki: ...
Bir şey biliyor ki konuşuyor.
Ben ki hep sizin
için çalıştım.
Sınavı kazanabilir miyim ki...
Baktım ki gitmiş.
Ancak bu bağlaç birkaç örnekte kalıplaşarak bitişik yazılmaktadır.
belki, çünkü (ünlü uyumuna girmiş), hâlbuki, mademki, meğerki, oysaki, sanki.
b. “-ki” İlgi Zamiri
Ek hâlindeki tek zamirdir.
Eklendiği kelimeye -ki sadece isim tamlamasında tamlayana eklenir- bitişik
yazılır ve bir ismin (tamlananın) yerini tutar.
Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece –ki şekli vardır:
senin kalemin›seninki, Ali’nin eli›Ali’ninki, onun düşüncesi›onunki...
c. “-ki” Yapım Eki
İsimlere eklenerek yer ve zaman bildiren sıfatlar türeten ektir.
Zaman bildiren kelimelerin sonuna doğrudan eklenirken, yer bildiren sıfatlar
türetirken
“-dE” hâl ekiyle birlikte kullanılır.
Sadece –ki ve az da olsa –kü şekilleri vardır:
bu yılki sınav, yarınki maç, dünkü film, bugünkü aklım...
masadaki kitaplar, duvardaki saat, evdeki hesap...
8. Birleşik Kelimelerin Yazımı
İki ya da daha fazla sözcüğün, yeni anlamda bir sözcük oluşturması için birlikte
kullanılmasına "birleşme" denir. Birleşme sırasında sözcüklerde
anlam, tür ve ses
değişiklikleri olabilir:
* Birleşme sırasında sözcüklerde ses aşınması ya da ses türemesi olabilir.
pazar - ertesi -> Pazartesi
sütlü- aş -> sütlaç
his etmek -> hissetmek
af olmak -> affolmak
* Birleşme, farklı türdeki sözcüklerin farklı biçimlerde kullanılmasıyla
oluşabilir:
Hanımeli (belirtisiz ad tamlaması biçiminde)
Atatürk (eksiz iki ad)
Akciğer (sıfat tamlaması biçiminde)
Mirasyedi (bir isim, bir çekimli fiil)
Gökdelen (bir isim, bir fiilimsi)
Birkaç (iki sıfat)
Biçerdöver (iki çekimli fiil)
Çıtçıt (ikileme)
Bakakalmak (iki fiil)
* Birleşme sırasında sözcükler anlamlarını yitirebilir:
bal arısı (iki sözcük de anlamını taşıyor)
suböreği (birinci sözcük anlamını yitir*miş)
rüzgârgülü (ikinci sözcük anlamını yitir*miş)
aslanağzı (iki sözcük de anlamını yitir*miş)
a. Anlam kayması yoluyla kurulan bileşik sözcükler bitişik yazılır:
Akbaba, suçiçeği, devetabanı
b. Ses değişimi yoluyla oluşmuş bileşik sözcükler bitişik yazılır:
Güllaç (güllü aş), Kahvaltı (kahve altı), Niçin (ne için)
c. Tür değişmesi yoluyla oluşmuş bileşik sözcükler bitişik yazılır:
mirasyedi, uyurgezer, sıkboğaz
d. Yardımcı birleşik eylemler, bileşme sırasında ses değişikliği olmuşsa
bitişik; ses değişikliği olmamışsa ayrı yazılır:
hal-olmak, zan-etmek, seyir-etmek, kayıp-olmak, fark-etmek, muhtaç-olmak
-> hallolmak -> zannetmek -» seyretmek
-> kaybolmak -» fark etmek -»muhtaç olmak
e. Kurallı birleşik eylemler her zaman bitişik yazılır
anlayıvermek, görebilmek, uyuyakalmak, düşeyazmak
Anlamca kaynaşmış birleşik fiiller bitişik yazılır:
vazgeçmek, başvurmak, hoşgörmek
9. İkilemelerin Yazımı
İkilemeler genellikle ayrı yazılır. Araya hiçbir noktalama işareti de konmaz.
Anlata anlata, ev bark, çoluk çocuk, ufak tefek,
Eş dost yüzümüze gülmez mi?
O adam hatır gönül dinlemez.
Bu zamanda ev bark edinmek
zor.
Delikanlıda boy pos yerinde.
Marangoz eğri büğrü tahtaları
rendeledi.
Bu adamın neyin nesi olduğunu
bilen yok.
O kadar üzülme, beterin beteri var.
Yıllar yılı dost bildiğin insanlar hani?
Boşu boşuna herkesi telâşlandırdın.
Meydandaki kalabalığı görünce coştu da
coştu.
Bitişik yazılan ikilemeler de vardır:
cırcır (böceği), cızbız, civciv, çıtçıt, dırdır, fırfır, fısfıs, hımhım,
hoşbeş, şıpşıp (terlik), yüzgöz (olmak)...
darmadağınık, darmaduman, karmakarışık.
10. Sayıların Yazımı
Sayılar rakamla yazılabildikleri gibi harfle de yazılabilir.
]Küçük sayılar, yüz ile bin sayıları ve daha çok edebî karakter taşıyan
metinlerde geçen sayılar harfle gösterilir.
İki hafta sonra, haftanın beşinci günü, üç ayda bir, dört kardeş, üçüncü sınıf,
yüz yıllık tarih, bin yıldan beri...
Yaş otuz beş, yolun yarısı eder.
]Buna karşılık saat, para tutarı, ölçü, istatistik verilere ilişkin sayılar ile
büyük sayılarda rakam kullanılır.
Öğleden sonra saat 17.30’da, 1.500.000 lira, 25 kilometre, 150 kg, 15 metre
kumaş, 60.000.000.000 insan...
Saat ve dakikaların metin içinde harfle yazılması da mümkündür.
Saat dokuzda, dokuzu beş geçe, yediye çeyrek kala, sekizi on dakika üç saniye
geçe, meselâ saat onda...
]Sayılar daha çok Arap rakamlarıyla gösterilir:
25, 150, 15.000...
Romen rakamları, yüzyıllarda, hükümdar adlarında, kitap ve dergi ciltlerinde ve
kitapların asıl bölümlerinden önceki sayfaların numaralandırılmasında
kullanılır. Bu tür örneklerde Arap rakamlarının (harflerinin değil)
kullanılması da mümkündür. Hükümdar adlarında kullanılan rakamlar hükümdarın
adından önce gelir.
XX. yüzyıl, III. Selim, XIV. Louis, V. Karl, I. Cilt...
]Rakamlardan sonra getirilen ekler kesme işareti (‘) ile ayrılır:
Saat 10.30’da, 1972’de, 2000’den, 12’nci...
]Sıra sayıları harfle de gösterilebilir, rakamla da:
beşinci, yirmi ikinci...
Rakamlardan sonra, sıra belirtmek üzere nokta da kullanılabilir, “-ncİ” eki de:
16., 20., XXI., 16’ncı, 121’inci, 110’uncu...
]Üleştirme sayıları harfle gösterilir:
ikişer, yedişer, dokuzar, üçer üçer, onar onar, ellişer bin lira, yüz yirmi
yedişer milyon...
]Beş ve beşten çok rakamlı sayılar sondan sayılmak üzere üçlü gruplara
ayrılarak yazılır. Gruplar arasına nokta da konabilir:
22 605, 111 548 600,
22.605, 111.548.600
]Sayılarda kesirler virgülle ayrılır:
15,2 5,26
]Harflerle yazılan birden fazla sayının her biri ayrı yazılır.
Yüz yirmi beş milyon, on altı, yedi yüz iki,
Ancak para ile ilgili işlem ve belgelerde (senet, çek vb.) harflerle yazılan
sayıların tamamı, aralarına sonradan başka harfler konmasın diye birbirine
bitişik yazılır:
onbirmilyonyediyüzaltmışikibindokuzyüzkırkaltı
11. Tarihlerin Yazımı
a. Tarihler zaman birimi olarak
en kısadan en uzuna doğru sıralanır: gg.aa.yyyy:
30 Haziran 1998
30.06.1998
30/06/1998
b. Gün, ay, yıl rakamlarının
arasına nokta ya da eğik çizgi konur:
11.12.1999=11/12/1999
c. Tarihlerde aylar harfle de
rakamla da yazılabilir. Ayların adı harfle yazılırsa gün, ay ve yıl arasına
işaret konmaz:
2 Eylül 2000=02.09.2000
12. Pekiştirmeli Kelimelerin Yazımı
Pekiştirme sıfatları ve zarfları bitişik yazılır:
dümdüz, sapsarı, mosmor, kapkara, apaçık, tertemiz, çepeçevre, sapasağlam,
darmadağınık, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre
13. Düzeltme İşaretinin Kullanımı
Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu işaret
hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece “g, k,
l” ünsüzleri için; uzatma görevi de “a, i ve u” ünsüzleri için söz konusudur.
a. İnceltme görevi
„Bazı yabancı kelimelerde -Türkçede kalın ünlülerle birlikte kullanılmayan-
ince ünsüzler (g, k, l) vardır. Bu ünsüzlerin ince olduğunu, yani ince
okunmaları gerektiğini kendilerinden hemen sonra gelen kalın ünlülerin (a, u)
üzerine düzeltme işreti koyarak anlarız. Bu ünsüzlerin ince okunmasının gereği
asıllarının öyle oluşu; amacı da yanlış anlam çıkarılmasını engellemektir:
dergâh, gâvur, ordugâh, tezgâh, yadigâr, rüzgâr, yegâne
bekâr, dükkân, hikâye, kâfir, kâğıt, kâr, kâtip, mekân
mahkûm, mezkûr, sükûn, sükût,
ahlâk, evlât, felâket, hâlâ, hilâl, ilâç, ilân, ilâve, iflâs, ihtilâl,
istiklâl, kelâm, lâkin, lâle, lâzım, mahlâs, selâm, sülâle, telâş, villâ,
vilâyet
billûr, üslûp, velût
Batı dillerinden alınan kelimelerde de durum böyledir.
plâj, plân, plâk, klâsik, lâhana, lâik (a kısa okunur) , lâmba, Lâtin,
melânkoli, reklâm...
Ses yansımalı kelimeler için de aynı kural geçerlidir.
lâklâk, lâpa lâpa, lâp lâp, lâkırdı, lâppadak...
Eğer bu kelimelerden bazılarında düzeltme işareti kullanılmazsa aynı harflerle
yazılan başka kelimelerle karıştırılabilir ve yanlış anlamalara yol açılabilir
ki bu kelimelerin anlamları çok farklıdır:
Hâlâ il hala
Kâr ile kar
b. Uzatma görevi
Türkçede uzun ünlü yoktur. Arapça ve farsçadan alınan ve uzun ünlü barındıran
kelimelerde uzun ünlünün üstüne gerektiğinde düzeltme işareti konur.
Düzeltme işaretinin üç türlü uzatma görevi vardır:
Birincisi: Düzeltme işaretinin bu görevi
uzun ünlüleri göstererek yine aynı harflerle yazılan kelimelerin birbirinden ayırt
edilmelerini sağlamaktır. Eğer bu kelimelerde düzeltme işareti kullanılmazsa
aynı harflerle yazılan başka kelimelerle karıştırılabilir ve yanlış anlamalara
yol açılabilir ki bu kelimelerin anlamları çok farklıdır. Zaten bu kelimelerin
hepsinin aynı harflerle, hem kısa hem de uzun ünlülerle yazılan şekilleri
vardır:
Âdet : gelenek, alışkanlık adet : sayı
Yâr : sevgili yar : uçurum
Âlem : dünya, evren alem : bayrak
Şûra : danışma kurulu şura : şu yer
Hâlâ : şimdi hala : babanın kız kardesi
“âciz, âdem, âdet, âkit, âlâ, âlem, âli, âlim, âmâ, âmin, âşık, âyan, bâtın,
dâhi, dâhil, dâr, fâni, hâdis, hâk, hâkim, hâl, hâlâ, hâsıl, hâşâ, hayâ, mâni,
nâkil, nâr, nâzım, rahîm, sâdır, sâri, şâhıs, sûra, tâbi, vâkıf, vâris, vâsi,
yâd, yâr”
Not: ”katil” (öldürme) ve “katil”
(öldüren) kelimeleri aynı şekilde yazıldıkları ve birbirine karıştırılma
ihtimali olduğu hâlde, öldüren anlamındaki “katil” kelimesindeki uzun a,
düzeltme işareti olmadan kullanılır. Bunun sebebi, düzeltme işareti
kullanıldığında “k”nin ince (ke) telâffuz edilebileceği endişesidir. Aynı
endişe gasıp, kaide, kail, kadir, kelimeleri için de geçerlidir. Bu kelimelerin
hangi anlamda kullanıldığı, telâffuzdan ve cümlenin anlamından çıkarılabilir.
İkincisi: Arapça kelimeleri sıfat yapan
ve yine Arapça bir ek olan nispet
“i”sini belirtme hâl ekinden ve iyelik ekinden ayırt etmek için bu “i”nin
üzerine konur. Bu harfin üzerinde kullanılmasının gereği aslının öyle oluşu;
amacı da yanlış anlam çıkarılmasını engellemektir:
Abbasî, adlî, anî, adî, ailevî, an’anevî, askerî, bedenî, dünyevî, cevabî,
edebî, ebedî, fizikî, garbî, hakikî, ırkî, ilmî, irsî, kalbî, mahallî, nebatî,
örfî, ruhî, sun’î, şarkî, tarihî, ulvî, ümmî, vasatî, yabanî, zihnî...
Söyleyişte kısa olan nispet “i”lerine düzeltme işareti konmaz. Çünkü bunlardaki
“i”ler çekim ekiyle karıştırılmaz.
çengi, çini, tiryaki, zenci, Kutsi, Necmi, Ruhi...
Bazı Türkçe kelimelerde de nispet “i”si bulunabilir. Bu kelimelerde ikinci
heceler de uzun okunur.
altunî, bayatî, gümüşî, kurşunî...
Türkü, varsağı, Hüsnü, Lütfü, kırmızı gibi
kelimelerde nispet “i”si ünlü uyumlarına uymuştur.
Nispet “i”si alan kelimelere ek getirildiğinde düzeltme işareti olduğu gibi
kalır.
ciddîleşmek, resmîlik, millîlik, mahallîleşme...
Eğer bu kelimelerdeki nispet “i”lerinin üzerine düzeltme işareti konmazsa
belirtme hâl ekiyle veya iyelik ekiyle karıştırılabilir:
(Türk) askeri, askeri gördüm,askerî elbise
(Türk) tarihi, tarihi bilirim, tarihî eserler
(onun) zihni zihni geliştirir zihnî meseleler
Üçüncüsü: Aynı harflerle yazılan, fakat
hem farklı dillerden olan hem de işlevleri ve okunuşları farklı olan “bi”leri
ayırt etmek için kullanılır. Farsça olan ve yokluk anlamı veren “bî” ön ekinde
kullanılır; bu ön ekin “ile” anlamı veren Arapça “bi” ön ekinden ayırt edilmesi
sağlanır:
bîçare, bîvefa, bîtaraf;
bihakkın, bizatihi, bilumum...
14. İki Şekilde Yazılabilen Kelimeler
Bazı kelimelerin söylenişinde “ğ”nin “v”ye dönüştüğü görülür. Bunları iki
şekilde yazılması ve okunması doğrudur.
döğmek›dövmek; göğermek›gövermek; oğmak›ovmak; öğmek›övmek; söğmek›sövmek,
öğün›övün...
Söyleyişte ğ›v değişimi görülen bu kelimeleri “v”li yazmak daha uygundur.
15. Yabancı Kelimelerde Büyük “i”nin Yazımı
Lâtin harflerini kullanan yabancı milletlerin yazı sistemlerinde büyük “i harfi
noktasız yazılır. Ibsen, Indiana... Türkçe
metinlerde de bu isimler bu şekilde yazılır. Ancak bu isimler sözlüklerde “i”
sırasında yer alır.
16. Ses Değişikliği Görülen Bazı Kelimelerin Yazımı
„Ünlü daralması görülen Türkçe kelimeler:
söyle-yor›söylüyor,
anla-yor›anlıyor,
yaşa-yor›yaşıyor,
de-yor›diyor
de-e›diye
de-en›diyen,
de-e-lim›diyelim,
ye-en›yiyen,
ye-ince›yiyince,
ye-ecek›yiyecek,
kork-ma-yor›korkmuyor,
gel-me-yor›gelmiyor...
Birden çok heceli olan kelimelerde de sadece söyleyişte daralma vardır,
atlayarak (›atlıyarak), başlayan (›başlıyan), yaşayacak (¦yaşıyacak),
atlamayalım (¦atlamıyalım), gelmeyen (¦gelmiyen), gizleyeli (¦gizliyeli)...
„Ünlü düşmesi olan kelimeler:
ağız›ağzı, burun›burnu, koyun (bağır, döş)›koynuna, alın›alnı,
oğul›oğlu, gönül›gönlüm, beniz,›benzi, ömür›ömrüm, cürüm›cürmü,
hüküm›hükmü, fikir›fikri...
ileri-le-mek›ilerlemek, koku-la-mak›koklamak,
kavuş-ak›kavşak, uyu›uyku, devir-›devril-...
nerede›nerde, burada›burda, şurada›şurda...
kayıp›kaybolmak, emir›emretmek, keşif›keşfetmek, sabır›sabretmek...
gönülden gönüle, ağıza, buruna, babadan oğula örneklerindeki
gibi ekte geniş ünlü varsa hece düşmesi olmayabilir.
oyunu, koyunu vb. hece düşmesi olmayan
kelimelerdir.
Özel isimlerde –hâliyle- hece düşmesi olmaz:
Gönül’e, Ömür’ü...
„ Ünsüz türemesi görülen kelimeler:
aff›af›affetmek, affı
hiss›his›hissetmek, hissi
zann›zan›zannetmek ,zannı
redd›ret›reddetmek, reddi
şıkk›şık›şıkkı,
zemm›zem›zemmetmek,
hall›hal›halli, halletmek...
fiat›fiyat, faide›fayda, zaif›zayıf,
repertuar›repertuvar, lâboratuar›lâboratuvar,
konservatuar›konservatuvar, tual›tuval, tualet›tuvalet...
Bu kelimelere benzeyip de ünsüz türemesi görülmeyen kelimeler:
Duayen, fail, faiz, fuar, fuaye, kuaför, lâik, puan, suare...
„ Ünsüz düşmesi görülen kelimeler:
Türkçede ikiz ünsüz bulunmaz. Bu yüzden Arapçadan dilimize geçmiş olan ve
sonunda ikiz ünsüz bulunduran kelimeler yalın durumunda kullanıldığında
ünsüzlerden biri düşer.
hakk›hak, redd›ret, hiss›his, zann›zan, zemm›zem, hall›hal, şıkk›şık, afv›af...
Alıntı kelimelerden ft, st ünsüz çiftleriyle bitenlerin bir kısmında t sesi
söyleyişte düşme eğilimi gösterse de yazıda korunur.
çift, rast, serbest...
Farsça “hane” kelimesiyle yapılan birleşik kelimelerde “ha” hecesi korunmalıdır.
Hastahane, pastahane, postahane, muayenehane, yazıhane, sarphane, dökümhane,
yatakhane, yemekhane, dershane, eczahane...
Fransızca’dan dilimize girmiş olan sürpriz kelimesindeki r, yazıda da konuşmada
da korunur.
„ n›m değişimi görülen kelimeler:
Türkçe veya yabancı kelimelerde b’den önce gelen n sesi m’ye dönüşebilmektedir.
saklanbaç›saklambaç, dolanbaç›dolambaç, anbar›ambar, canbaz›cambaz,
anber›amber, çeharşenbe›çarşamba, pencşenbe›perşembe, çenber›çember,
sünbül›sümbül, penbe›pembe, tenbel›tembel, menba›memba...
İstanbul, Safranbolu, Zeytinburnu, düzenbaz, sonbahar, bin bir, binbaşı,
onbaşı gibi kelimelerde söyleyişte
m’ye doğru bir kayma olmasına rağmen yazda yine “n” olarak korunur.
„ i›ı dönüşümü görülen bazı Arapça kelimeler. Bunlarda “k” sesi daima kalın
okunur.
inkılâp, inkıyat...
„ b›p değişmesine uğratılan Arapça kelimeler:
“s”den sonra gelen “b”, “p”ye dönüşür.
nispet, ispat, kispet, müspet, naspetmek, tespit, tespih...
“s”den sonra gelmeyen “b”ler ise olduğu gibi kalır.
Makbul, ikbal, tatbik, teşbih...
„ c›ç değişmesi görülen ve görülmeyen Arapça kelimeler:
eçhel, içtihat, içtimaî, meçhul...
mescit, tescil, teşci...
„ d›t değişmesi görülen yabancı kelimeler
Farsça “-dar” soneki bulunduran kelimelerde d, t’ye dönüşür.
emektar, minnettar, silâhtar, taraftar...
Bazı Arapça kelimeler:
metfun, methal, methiye, tetkik...
Bazı Arapça kelimelerde “d” korunmuştur:
takdim, takdir (taktir farklı anlamdadır), takdis, tasdik, tekdir...
„ “din” kelimesiyle kurulmuş Arapça isimler:
Seyfettin, Necmettin, Hayrettin...
„ “abd” kelimesiyle kurulmuş olan ve “u”lu veya “ü”lü kullanılan Arapça
isimler:
Abdullah, Abdurrahman...
Abdülkadir, Abdülkerim, Abdülaziz, Abdülhamit, Abdüsselâm...
17. Hem Ayrı Hem Bitişik Yazılabilen Ekler
Ek-fiilin çekimleri olan “iken, ile, ise” kelimeleri kendinden önceki kelimeden
ayrı yazılır. Ama bunların bitişik yazılış şekilleri de vardır: -ken, -le, -se.
Bitişik yazılırken araya kaynaştırma harfi de girebilir.
Ama bu eklerden sadece “–ken”, hiçbir zaman ünlü uyumlarına uymaz; her
kelimeden sonra “iken” ya da “–ken” olarak yazılır.
Alır iken›alırken, okulda iken›okuldayken,
gelenler ile›gelenlerle, Ali ile›Ali’yle, çanta ile›çantayla
olacak ise›olacaksa, okumalı ise›okumalıysa...
18. Ünlü Uyumlarına Aykırı Olan Eklerin Yazımı
„-yor (şimdiki zaman eki): Sadece
–yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına aykırıdır.
geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor...
„-ken (zarf-fiil eki): Ünlü
uyumlarına aykırıdır. Sadece –ken şeklinde yazılır.
alırken, koşarken, bakarken...
„-leyin (isimden zarf yapan ek): Ünlü
uyumlarına aykırıdır.
sabahleyin, akşamleyin
„-(İ)mtırak (sıfattan sıfat yapan ek):
yeşilimtırak, mavimtırak, ekşimtırak...
„-ki (Aitlik eki, ilgi zamiri ve
sıfat yapan ek): “bugünkü, dünkü, öbürkü” kelimeleri hariç –ki eki ünlü
uyumlarına aykırıdır; -ki şeklinde yazılır ve okunur.
onunki, yukarıdaki, akşamki...
„-Taş (isimden isim yapan ek):
meslektaş, ülküdaş...
„-gil (aile bildirir):
halamgil, dayımgil, baklagiller...
19. Alıntı Kelimelerde Kesme İşaretinin Kullanılması Kullanılmaması
Bazı Arapça kelimeler gırtlak ünsüzü taşıdıkları, Türkçede de bu özelliği
anlaşılacak şekilde telâffuz edildiği için kesme işreti barındırırlar:
“an’ane, an’anevî, bid’at, cür’et, cür’etkâr, cüz’î, iz’an, kat’î, kat’iyen,
kat’iyet, kıt’a, kur’a, Kur’an, mel’un, mes’ul, mes’uliyet, mes’ut, meş’ale,
sun’î, sür’at, şer’î, vak’a.”
Alıntı olup da kesmesiz kullanılan bu yapıda kelimeler de vardır.
defa, defetmek, heyet, menetmek, mesele, neşe, neşet, sanat...
Aşağıdaki kelimelere iyelik ekinin getirilmesi, aslında kelimenin sonunda
bulunup da dilimizde eriyen gırtlak ünsüzünü ortaya çıkarır ve kesme işaretini
gerektirir. (Bu kelimelerdeki ekler iyelik ekidir.)
cem›cem’i, cüz›cüz’ü, kat›kat’ı, men›men’i, nev›nev’i, tab›tab’ı...
Sonunda gırtlak ünsüzü bulunan kelimeler iyelik ekini –ı, -i biçiminde alırlar.
Bunlardan cami ve mâni kelimelericamisi ve mânisi şeklinde de
olabilir. Bunlar yalın hâlde kullanıldıklarında sonlarında tek ünlü vardır.
bayi›bayii, cami›camii veya camisi, mâni›mânii veya mânisi,
memba›membaı, mısra›mısraı, sanayi›sanayii...
Bu kelimelere yönelme hâl eki getirildiğinde araya y sesi girebilir de
girmeyebilir de. Her iki kullanış da doğrudur:
bayiye, bayie; camiye; camie; membaya, membaa; mevzuya, mevzua, mısraya,
mısraa...
bayiyi, bayii; camiyi; camii; membayı, membaı; mevzuyu, mevzuu, mısrayı,
mısraı...
Bazı Arapça kelimelerde kısa ünlüden sonra gelen gırtlak ünsüzü dilimizde
kaybedilerek ondan önceki ünlü uzun okunur.
dava, mamur, mana, memur, resen, tamim, tecil, tediye, tehir, telif, tesir...
20. Satır Sonunda Kelimelerin Bölünmesi
Satır sonunda, yer kalmadığı için yarım kalan kelimelerin bölünmüş olduğunu,
yani devamının altta olduğunu göstermek için satır sonunda kısa çizgi
kullanılır:
... O zaman gördü ki, küçük çocuk, memleketlisi, minimini yavru ağlıyor. Ses-
sizce, titreye titreye ağlıyor.
Birleşik kelimeler de tek kelime gibi telâffuz edilerek heceleme buna göre
yapılır.
..................................................
............................................... ba-
şöğretmen Atatürk .................................................. .................
il-
kokuldayken ..................................................
.............Karaosma-
noğlu’nun......................................... .....................
Kelimeler satır sonunda ve başında bir tek harf kalacak şekilde bölünmez.
Aşağıdaki gibi kullanımlar yanlıştır:
..................................................
.............................................a-
rabayla ..................................................
...............................u-
çurtmamızın ..................................................
.................cami-
i ..................................................
......................................niha-
î......................................
Doğruları şöyle olacaktır:
..................................................
.......................................ara-
bayla ..................................................
............................uçurt-
mamızın ..................................................
............................ca-
mii ..................................................
...................................ni-
haî....................................
Özel isimlerde ve rakamlarda kesme işareti satır sonuna geliyorsa ve kesme
işaretinden sonraki kısmın alt satıra geçmesi gerekiyorsa bu durumda kısa çizgi
kullanılmaz:
.................................................. ............. Geçen yıl
Ankara’
daki akrabalarımıza ..................................................
....1996’
da .................................................
Gırtlak ünsüzü için kesme kullanılan kelimelerde kesmeli heceler satır sonuna
getirilmez.
..................................................
...................................meş’-
aleyi değil .........................meş’a-
leyi olacak ......................... kur’-
dan değil .........................kur’a-
dan. olacak
“de” ve “ki” bağlacı ile “mi” soru ekinden önceki kelime satır sonunda kalıyor
da bu ek ve bağlaçlar alt satıra iniyorlarsa araya (satır sonuna) kısa çizgi
konmaz:
.................................................. ..................... önünde
kitap
da yoktu .................................................. ..............
gördüm
ki söylüyorum ..................................................
...................................... geçen yıl
mı kazanmış?
Özgün imlâsıyla yazılan yabancı kelimeler satır sonunda kendi dillerinin
kurallarına göre bölünür.
21. Alıntı Kelimelerin Yazımının Dilimize Uyarlanması-Uyarlanmaması
„Dilimize mal olmuş yabancı kelimeler Türkçede söylendiği gibi yazılır.
kulüp, kent, kamu, duvar, merdiven, çamaşır, pencere, kitap, iskele, banka,
sigorta, sandalye...
Dilimize mal olan ya da olmayan bazı kelimeler söylendiği gibi yazılmamaktadır:
beysbol, blender, funya, çikolata, entelektüel, firkateyn, fosseptik, kampus,
master, mönü...
„İki ünsüzle biten bazı Arapça ve Farsça kelimelerin son iki ünsüzü arasına
ünlü girer:
emr›emir, keşf›keşif, azl›azil, nakl›nakil, hükm›hüküm, bahs›bahis, fikr›fikir,
nutk›nutuk, sabr›sabır, şahs›şahıs, şehr›şehir, ilm›ilim, zehr›zehir.
Bu kelimelere ünlüyle başlayan bir ek veya yardımcı fiil eklendiğinde, sonradan
konan ünlü, yazılışta da okunuşta da düşer.
emir›emretmek
keşif›keşfi
azil›azli
nakil›nakledilmek
hüküm›hükmü
bahis›bahsimiz
fikir›fikrin
nutuk›nutku
sabır›sabretmek
şahıs›şahsı
şehir›şehrim
ilim›ilminiz
zehir›zehri
zikir›zikreylemek
„İçinde iki veya daha fazla ünsüzün yan yana bulunduğu yabancı kelimeler olduğu
gibi yazılır:
alafranga, apartman, biyografi, elektrik, gangster, orkestra, telgraf...
„İki ünsüzle başlayan ve iki ünsüzle biten batı kökenli kelimeler olduğu gibi
yazılır.
gram, gramer, grup, kral, kredi, kritik, plân, pratik, problem, program, proje,
prova, psikoloji, slogan, spor, stil, stüdyo, trafik, tren...
film, aks, form, lüks, modern, natürmort, risk, slayt, teyp...
„Bazı yabancı kelimelerde kelime başında veya iki ünsüz arasında ünlü
türemiştir. Bunlar da bu yeni şekilleriyle kullanılırlar:
iskarpin, iskele, istasyon, iskelet, istatistik, kulüp...
„Ön ek, son ek veya edat bulunduran yabancı kelimelerle iki kelimeden oluşan
yabancı kelimeler:
alelhusus, alelâcele, bîçare, bilâistisna, bilvesile, bîvefa, ilelebet, lâdinî,
lâkayt, naçar, namağlûp, namevsut, namüsait, namütenahi,
Panislâmizm, Panturanizm, Pantürkizm,
reorganizasyon, sürrealizm, realizm, romantizm...
otobiyografi, telekart, telekonferans, bankamatik...
„Batı kökenli kelimelerin içindeki ve sonundaki “g” sesi korunur:
lig, org, morg, biyografi, dogma, magma, monografi, paragraf, program,
arkeolog, demagog, diyalog, jeolog, katalog, monolog, psikolog, Türkolog,
ürolog...
Ancak “coğrafya, fotoğraf, topoğraf” kelimelerinde
“g”ler “ğ”ye dönmüştür.
„Ödünçlemeler (dilimize mal olmamış kelimeler) özgün imlâları ile yazılır:
by-pass, center, centrum, check-up, fuel-oil, pipeline, pizza, spaghetti...
„Bilim, sanat ve uzmanlık dallarında kullanılan terimler de özgün imlâları ile
yazılır.
„Yabancı dillerden alıntı yapılan deyim ve sözler özgün imlâları ile yazılır.
Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için; (OV)
22. Yabancı Özel Adların Yazımı
a. Arapça ve Farsça özel adların yazımı
„Türkler tarafından kullanılan kişi adları Türkçedeki söylenişine göre yazılır:
Ahmet, Bedrettin, Fuat, Mehmet, Necmettin, Ömer, Rıza, Saadettin
Aynı isimlerin Araplar ve Farslar tarafından kullanıldığı belirtilecekse
yumuşak ünsüzler korunur. Bu imlâ, bilimsel çalışmalarda da kullanılabilir:
Ahmed, Bedreddin, Fuad, Muhammed, Necmeddin, Saadeddin,
„Arapça ve Farsça yer adları Türkçe söyleyişe göre yazılır:
Cezayir, Fas, Filistin, Mısır, Suudi Arabistan, Bağdat, Cidde, Halep, İsfahan,
İskenderiye, Medine, Mekke, Şam, Şiraz
b. Lâtin alfabesini kullanan milletlere ait özel isimlerin yazılışı
Yabancı özel adlardan türemiş akım adlarıyla dilimizde eskiden beri Türkçe
biçimiyle kullanılan kişi ve yer adları Türkçe söyleyişe göre yazılır. Bunların
dışındaki yabancı özel adlar özgün imlâlarıyla yazılır. Bu kelimelerdeki özel
karakterler ve işaretler de mümkün olduğunca (baskı sırasında bulunabiliyorsa)
korunur:
Napolyon, Şarlken, Atina, Brüksel, Cenevre, Londra, Marsilya, Münih, Paris,
Roma, Selânik, Venedik, Viyana, Hollânda...
Alain, Beethoven, Byron, Shakespeare, Nice, New York, Rio de Janerio,
Molière...
Marksist, Dekartçılık, Kartezyenizm...
realist, realizm, romantizm, dadaizm, fütürizm vb.
c. Yunanca adların yazımı
Yunanca isimler, Yunan harflerinin Lâtin alfabesindeki karşılıkları
kullanılarak yazılır:
Homeros, Herodotos, Sokrates, Aristoteles, Platon, Papandreu...
Bazıları dilimiz söyleyişine uyarlanarak kullanılmaktadır:
Herodot, Sokrat, Aristo, Eflâtun, Pisagor, Öklid
d. Rusça adların yazımı
Rusça isimler, Rus harflerinin Lâtin alfabesindeki karşılıkları kullanılarak
yazılır:
Çaykovski, Gogol, Puşkin, Tolstoy, Petersburg
Ancak “Moskva” kelimesi dilimizde “Moskova” olarak kullanılmaktadır.
Rusçadan alınan bazı kelimelerin yazımı:
Enisei›Yenisey
Dostoevskiy›Dostoyevski
Çexov›Çehov
e. Çince ve Japonca adların yazılışı
Çince ve Japonca adlar, Türkçede yerleşmiş biçimlerine göre yazılır. Kişi
isimlerinde tire kullanılır:
Pekin, Şanghay, Tokyo, Hiroşima, Osaka, Sun Yat-sen, Lin Yu-tang...
23. Diğer Türklere Ait İsimlerin Yazımı
Türk devlet ve topluluklarına ait isimler, ünlüler bakımından Türkiye
Türkçesine, ünsüzler bakımından ilgili Türk toplumundaki kullanıma göre
yazılır:
Azerbaycan, Özbekistan, Taşkent, Semerkant, Bakû, İslâm Kerimov, Nebi Hazri...
Saparmurad Niyazov, Gasım Gasımzade... Öteden beri
tanınan şahısların isimleri Türkçedeki yaygın imlâları ile yazılır:
Cengiz Aytmatov...
Lâtin alfabesinde bulunmayan harfler kullanılmaz:
Baxtiyar›Bahtiyar, Baykoñur›Baykonur...